06/07/2022 | Yazar: Ali Erol

LGBTİ+ düşmanlığında ortaklaşan Haziran nefret “köşe”leri Yeni Şafak, Millî Gazete, Haber7, Akşam, Doğru Haber, Milat, Türkiye, Aydınlık, Karar, Star, Akit ve yerel basın yazarlarından geldi.

Haziran ayının homofobik nefret “köşe”leri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan, LGBTİ+’ları düşmanlaştırarak hedef gösteren gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz…

LGBTİ+ toplumuna, kurumlarına ve kişilere karşı cinsiyetçi ve homofobik dezenformasyona ortak olan, doğrudan üreten, yayan ve teşvik eden muhafazakâr ve hükümet yanlısı medya organlarından köşe yazılarını Haziran ayı boyunca Yeni Şafak, Millî Gazete, Haber7, Akşam, Doğru Haber, Milat, Türkiye Gazetesi, Aydınlık, Karar, Star, Yeni Akit ve yerel basın (Malatya Son Söz, Konya Yeni Haber, Yeni Konya, Yeni Kocaeli, Özgür Kocaeli, Afyon Kent Haber, Afyon Haber, Haber Tire, Risale Haber) yazarlarından derledik.

“Homofobik” denilme kaygısından kurtulan Yeni Şafak yazarı yeni hedefini ilan ediyor: “LGBT sapkınlığına karşı harekete geçip güçlü tepkiler ortaya kocayacağız”

Ayrımcı dilinin idrakiyle kendini tanıdığı daha önce anlaşılan, “LGBT’yi reddedenlere; ‘homofobik’, ‘bifobik’, ‘transfobik’ deniliyor” diye yakınan Yeni Şafak yazarı Ersin Çelik, “LGBT her yerde ve artık bir yol ayrımındayız!” başlıklı köşe yazısıyla artık kendisine “homofobik” denilme kaygısından kurtulduğunu ilan ediyor: “Öyle görünüyor ki artık toplum olarak bir yol ayrımına geldik. Ya dayatmaları sineye çekerek; çocuklarımızın LGBT sapkınlığı ve ideoloji tarafından ele geçirmelerine göz yumacağız. Ya da harekete geçip sivil ve güçlü tepkiler ortaya kocayacağız.” T24’ün, “Yeni Şafak yazarı LGBT örgütlerini hedef aldı: Siviller sesini yükseltirse, devlet de gerekeni yapacaktır” paylaşımına ise “Evet hedef aldım!” cevabı veriyor!

Yeni Şafak köşe yazarı Ersin Çelik, Polonya’nın katolik kurumsal homofobik siyaseti ve yandaş medyasının nefret diliyle dolaşıma giren, devlet başkanı Duda’nın nefreti körüklemek için 2020 başkanlık kampanyasında sarf ettiği, “bayanlar baylar, bize onların [LGBT] insan oldukları söyleniyor, bu yalnızca bir ideoloji” söylemini takip ederken “LGBT ideolojisi… Eşcinsellik lobisi… LGBT tahakkümü… LGBT propagandası…” ayrımcı nefret nakaratlarını tekrar ederek başlamıştı… Sonra gene “sapkın LGBT lobisi” nakaratı…

LGBTİ+’ların hak ve özgürlüklerini tanımayan, eşit yurttaşlık hakkını inkâr yetmeyince yaftalayan, hedef gösteren, kriminalize eden, düşmanlaştıran, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemiyle nihayet “dış güçler” ve “terör” ile ilişkilendiren hükümet yanlısı ve de muhafazakâr medyanın karalama ve nefret kampanyalarıyla işleyen yayınlarını devralırken gene “LGBT”yi “LGBT ideolojisi… LGBT lobisi…” nakaratıyla tam 17 kez telaffuz etmişti…

Derken, hem homofobik sayılmaktan yakınan hem de nefret söylemi saçmaktan vazgeçmeyen Yeni Şafak yazarı, “AK Parti hükümetleri 20 yılda Türkiye’yi hayal bile edilemeyecek seviyelere” çıkardığını, “Fakat içinde bulunduğumuz dijital çağda; kültürü koruma, taşıma ve kültür inşa etmede büyük eksiklik” olduğunu söyleyerek “konu”yu gene “LGBT”ye getirmiş, medyadaki “LGBT” görünürlüğünü “kültür emperyalizmi”ne bağlamıştı… Tabii gene “LGBT propagandası”, “LGBT ideolojisi”, “eşcinselliği dayatmak” nakaratlarıyla…

“Kültür Emperyalizmi” nakaratı yetmeyince “LGBT Emperyalizmi” söylemine geçen Yeni Şafak yazarı, “LGBT propagandası”, “CHP ve HDP’li belediyelerin aleni çalışmaları”, “LGBT ideoloji” nakaratlarını tekrar ederken “sivil” tepkiden anladığını açık ediyor: “Geçtiğimiz günlerde Beyazıt’ta yapılacağı duyurulan LGBT etkinliğine karşı ortaya konulan sivil tepki çok önemliydi. Umuyorum ki bir başlangıçtı. Etkisini herkes gördü.”

LGBTİ+ üniversite öğrencilerinin kampüs içindeki pikniğini tehdit, linç girişimi ve nefret suçuyla engellenmesini, idarenin ayrımcılık ve nefret suçu ihlaline seyirci kalmasını “sivil tepki” diye sunan Yeni Şafak yazarı, “LGBT lobisi”, “neslin devamı”, “fıtrat” nakaratlarıyla devam ederken, “Toplum bilimciler, doktorlar, psikologlar, sosyologlar, STK’lar bir an önce harekete geçmeli” çağrısı yapıyor: “LGBT lobisi, gücünü ürettiği argümanlardan alıyor. Sevgiyi ve aşkı ortaya atarak sapkınlığı olağanlaştırıyorlar. Savundukları ve dayattıkları tezleri güçlü içeriklerle çürütmemiz gerekiyor… LGBT lobisinin elindeki iletişim gücünü ezecek filmler, diziler mesela…”

LGBTİ+’lara karşı “Peki, daha neler yapılabilir?” sorusuna, “Yeni Şafak internet servisi olarak kapsamlı bir dosya” hazırladıklarını haber veren Yeni Şafak yazarının, “uzman, cesur ve de bilimsel” isimlerinin dezenformasyonlarından oluşan nefret nakaratlarına, Homofobiye Karşı Ruh Sağlığı Girişimi tarafından 12 sene önce cevap verildiğini hatırlatalım: “Gerektiğinde bilimsel bir yetkiyi kullanarak, gerektiğinde dini hassasiyetleri öne sürerek, gerektiğinde ideolojik kökenlere gönderme yapan zihniyet, sebep olduğu cinayet/ler nedeniyle hiçbir vicdani sorumluluk hissetmediği gibi nefret ve ayrımcılık saçmakta hiçbir sakınca görmemektedir.”

Millî Gazete yazarı niye değişsin: “Sosyal afetler, fuhuş, lgbt”den “ateist, terörist, eşcinsel”e nefret söylemi saçmaya devam

Millî Gazete yazarı Bahaddin Elçi, “Yalnız Değiliz!” başlıklı köşe yazısına, geleneksel nefret nakaratları saydırarak başlıyor: “Tertemiz fıtrattan; taklitçi, kimliksiz, kişiliksiz, sorumsuz, bencil, materyalist, ateist, terörist, eşcinsel ürettiğimiz nesillerle nereye gidiyoruz?”

Millî Gazete yazarı, “ateist, terörist, eşcinsel” nakaratlarıyla saçtığı nefret kokteyline, “Materyalist Batı, Allah-u Teala’yı, vahyi inkârla, yerine insanı, bilimi (aklı) koydu. İkisini zıt zannetme sapkınlığına düştü” diye devam ederken aynı zamanda eskinin Refah Partisi şimdinin Saadet Partisi’nde siyasete devam eden Bahaddin Elçi’yi, 2020 Mart’ından, ne bulduysa atıp karıştırdığı nefret bulamacına “lgbt”yi de dahil etmeyi unutmadığı cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarıyla hatırlayalım: “sosyal afetler… fuhuş, lgbt, boşanmalar…”

Bahaddin Elçi, 2020 Mayıs’ında da, Cumhurbaşkanı’na “mektup” yazıp, “Herkesin Cumhurbaşkanı olun ama İstanbul Sözleşmesi’yle eşcinselliği korumayın!” çağrısında bulunmuştu: “Halkı ötekileştirmeyin, tümünü kucaklayın. Nefret dilinden vazgeçin. Ötekilere (?) de adaletle davranın. Halkımızın değerlerini önemseyin. Bir kesimin değil, her kesimin/herkesin Cumhurbaşkanı olun.”

Tabii ki Millî Gazete yazarının “herkes”ine eşcinseller dahil değil ve hâliyle “LGBT”ye yönelik “nefret dili” köşe yazarına serbest: “Eşcinsellik haramı korunması gereken bir hak ve özgürlük olarak sayılabilmiş, böylece temel değerlerimizden nesil, aile, ahlak, namus kavramları dinamitlenebilmiştir… Zinanın, lutiliğin, eşcinselliğin, LGBT vb. ileride telafisi mümkün olmayacak çapta zararlarla geleceğimizi tehdit eden tüm yasal düzenlemelerin, yeniden gözden geçirilerek bünyemize/değerlerimize uyumlu hale getirilmesini, öncelikle de İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin sağlanması suretiyle bir nefes almamıza öncülük etmeniz nerdeyse halkımızın tamamına yakınının ortak dileği ve duasıdır.”

Haber7, Halis Özdemir: “Domuz etinin kasaplık sayılması, cinsiyet eşitliği (insanların eşitliği değil) gibi”

haber7 sitesi köşe yazarı, “Milli Görüş’ün merhum lideri Necmettin Erbakan Hoca'nın arkadaşı Halis Özdemir”, “AB Dayatmalarının Sonuçları Olan LGBT Faaliyetleri Tam Gaz” başlıklı yazısında, “Müslüman Türk milletinin çocukları LGBT tehlikesinde” olduğunu söylüyor.

“AB hayali ve hedefi”ni hâlâ hatırlayan haber7 köşe yazarı, “AB ülkeleri İstanbul Sözleşmesi, özelleştirme gibi” ortaya karışık devam ediyor: “Zinanın yasak olmaması, erken evlilik denilerek binlerce ailenin perişan edilmesi, domuz etinin kasaplık sayılması, cinsiyet eşitliği (insanların eşitliği değil) gibi.”

“Batıyı saran ahlaki çöküş bizim kapımızı zorlamaya başlamıştır” pek orijinal tespitiyle “Milli Görüş’ün merhum lideri Necmettin Erbakan Hoca'nın arkadaşı” Halis Özdemir, “Eşcinsellerin önümüzdeki günlerde Türkiye'de çeşitli etkinlikler yapmaya hazırlandıkları yolunda haberler duyduğunu” söylüyor ve devletini göreve çağırıyor:

“LGBT faaliyetleri alenileşmiş, özgürlük adı altında insanlığı tehdit eder duruma gelmiştir. LGBT’li oluşumların alenileşmesi ve “bireyin kendi cinsini belirleme özgürlüğüne sahip olmalı" saçmalığının özgürlük olarak dayatılması sonucu ile karşı karşıyayız. Eşcinsellerin önümüzdeki günlerde Türkiye'de çeşitli etkinlikler yapmaya hazırlandıkları yolunda haberler duymaktayız. Öncelikle şunu ifade etmek isterim. Devlet fiziksel ve ruhsal sağlığa zararlı olan şeylerden vatandaşını korumak zorundadır. Dolayısı ile çocuklara gelişimleri sırasında milli manevi değerleri vermek, ruhen ve bedenen sağlıklı toplum oluşturmak gerekmektedir. Eşcinsel lobilerin telefon, tablet ve bilgisayar üzerlerinden çizgi filmler oyunlar ile çocuklar üzerindeki menfi etkilerini ortadan kaldırmak için yasal tedbirler de dahil her türlü önlem alınmalıdır. Ayrıca eşcinsellik empoze edilmeye çalışıldığı gibi genetik değildir.”

Akşam yazarından, “çoluğu çocuğa kasteden eşcinsellik tasallutu”na karşı tedbir önerileri

Akşam köşe yazarı Taceddin Kutay’ın, “Çocuklarımız din ve kültür yorgunu” başlıklı yazısında, “heteroseksüellik harici cinsel yönelimlerle eşcinselliği bir “cinsel kimlik problemi” olarak gösteren” ve de “derdi çocukların selameti olmayınca, aileleri yanıltmakta ve yanlış yönlendirmekte sakınca görmeyen”, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin deyişiyle “profesör ünvanlı” Ahmet Hocasını kılavuz olarak seçtiği görülüyor.

Eşcinselliği, “meyletme” ile olunan hâliyle “meyle” yol açan araçlara karşı tedbir alınınca da “kurtulma”nın mümkün olduğunu söyleyen Akşam yazarı, “Ahmet Hoca”sının Kore popu nakaratlarını tekrar ederken ekliyor: “Evet bir tasallut, bir kastediş var çoluğumuza çocuğumuza.”

“Kur'an kursları, İmam Hatipler, İlahiyat fakülteleri, medreseler kendi çaplarında bir fonksiyon icra etseler” de, “Fakat artık yetmiyor” diye Akşam yazarı, “tasallut” olarak adlandırdığı eşcinselliğe karşı alınmasını önerdiği tedbirleri sıralıyor: “Bizlere eşcinselliğin propagandasının yapılmadığı, çocukları nihilist bir ruh haline sevk etmeyen ve sanatın Allah'a ulaştırdığını gösterecek modern sanat okulları, dj'lik atölyeleri, hip hop grupları, gençlik örgütleri lazım. Fakat öyle tanıdık kurumlar gibi hiyerarşik yapıda kurumlar değil, kendince protest tonlar taşıyan kurumlar... Zira gençler yalnızca buna müheyya.”

Onur Ayı 2020 Haziran’da sosyal medyada gelişen homofobik nefret söylemi salgınına dahil olan ve heteroseksüel olmayan cinsel yönelimlerle cinsiyet kimliklerini “LGBT sapkınlığı” olarak adlandıran Türkiye İzcilik Federasyonu Başkanı “Sn. Hasan Subaşı’nın bir sözü geliyor” aklına Akşam yazarının: “Bu gençleri biz yakalayamazsak, yakalamak üzere pusuda bekleyenler ağlarını atıyor.”

Doğru Haber yazarından hükümete LGBTİ+ önerisi: Kapatın, tedavi edin, terörden yargılayın gerekirse vatandaşlıktan atın…

Doğru Haber yazarı Mehmet Ali Gönül, “insanlar kötülüğe ve kötülüğe çağırıcı işlere aşırı meyletmeye yönelerek bunu bir hak ve özgürlük olarak görüyorlar” diyor ve “Neden, neden, neden!” diye soruyor! Doğru Haber Yazarı Gönül, arada “cehennem ateşinde yanmak”, “günah”, “hayvanlar gibi”, “helak” diye sıralarken hak, hukuk ve hürriyetten ne anladığını da göstermiş oluyor: ““Onur”suzluk yapıp üçüncü cinsiyetin varlığını yani insanı, kadınsız ve erkeksiz vasfa indirgemeyi özgürlük olarak algılıyorlar.”

Doğru Haber’den bir başka köşe yazarı, Muhammed Ali Akay, “Kıyafetler ve İffet” başlıklı yazısında, sınava hazırladığı bir erkek öğrencisinin giydiği pantolondan dert yanıyor: “Baktık ki öyle bir pantolon giymiş ki diz kapaklarının altı çok dar. Ayak bileklerine kadar geliyor. Dizkapaklarının üstü ise aşırı derece de vücudu sıkmış. Tüm organlar belli oluyor. Göbekten alta bakılsa erkek değil de bir kadın olduğu zannedilir…”

Doğru Haber yazarı Akay, “İngiliz üretimi şeytani kavram iğrenç kelime” dediği çift cinsiyetliliğe geçiyor: “Araştırdık ki bu tür kıyafetlere çift cinsiyetli kıyafetler deniyormuş. Çift cinsiyetli iç çamaşırları, çift cinsiyetli tuvaletler… Allahumme ecirna min fitneti ahirizzaman (Allah’ım ahirzamanın fitnesinden bizi koru) demekten başka bir şey elimizden gelmedi.”

“Çift cinsiyetli, her iki cinse de uyan her iki cinse uygun, cins farkı gözetmeyen ürünler olarak pazarlanan bu ürünler; şeytani bir aklın ürünüdür” sözleriyle devam eden köşe yazarının varacağı cinsiyetçi ve homofobik söylem anlaşılmıştır: “Şeytani güçler var güçleri ile eşcinselliği yaygınlaştırıyorlar. Ülkemizde de eşcinsel evlilikler falan duyuyoruz. Rusya’nın bile yasakladığı bu iğrenç evlilikler ülkemizde halen yasak değil!”

Doğru Haber köşe yazarı birkaç örnek daha “daracık pantolon” yakınmasıyla yazısını bitirirken, “Allah’ın gazabını üzerimize çekmeyelim!” başlıklı yazısıyla devam ediyor: “Malumunuz geçen Çanakkale’de LGBTİ’ler onur(suzluk) yürüyüşü düzenlemek istediler... Eşcinselliği ve Lut Kavmi’nin işlemiş olduğu bu çirkin günahı toplumda meşru hale getirmeye çalıştılar. Bu çirkin günahı işleyen hayâsızlara en büyük desteği veren kişi Selahattin Demirtaş’tır. Bu adam ve bunun zihniyetindeki insanlar, bu memleketin şeytani güruhlar tarafından ifsat edilmesine sebep oldu. Bu adamların desteği ile bu çirkin günahı işleyenler toplum içine çıkmaya cesaret buldular. Çünkü HDP başta olmak üzere şeytani yapılarla işbirliği kuran kimi partiler Lut kavminin günahını bu ülkede meşrulaştırdılar.”

HÜDAPAR’ın yayın organı Doğru Haber köşe yazarı hükümete seslenirken hukuk, demokrasi hak getire elinde bir satırı eksik coştukça coşuyor: “Eşcinselliği yaygınlaştıran dernekler, tüm örgütler kapatılmalıdır. Eşcinsel evlilik Rusya’da olduğu gibi yasaklanmalıdır. Bu eğilimde olan kimseler, acilen sağlık kuruluşlarında tedavi edilmelidir. Tedaviye yanaşmayan, bu çirkefliği sosyal medya hesaplarından paylaşan kimseler, toplumu ifsat etikleri için terör suçuyla yargılanmalı hatta gerekirse vatandaşlıktan atılmalıdır.”

HÜDAPAR’ın Doğru Haber yazarı, “LGBT rezaleti”ne karşı okurlarını “protesto ateşini” yakmaya çağırıyor

Doğru Haber’den Muhammed Ali Akay, hükümete, “tedaviye yanaşmayanlar terör suçuyla yargılanmalı hatta gerekirse vatandaşlıktan atılmalıdır” çağrısı yaparken, HÜDAPAR yayın organından bir başka köşe yazarı olan M. Zülküf Yel, hükümetten umudunu kesmiş, “LGBT rezaleti”ne karşı okur ve takipçilerini doğrudan “yasal çerçeve içerisinde medeni protesto ateşini yakma”ya çağırıyor.

Doğru Haber köşe yazarı M. Zülküf Yel, “Üzerinize ölü toprağı mı serpildi?” başlıklı köşe yazısında, muhafazakâr kimlikli siyasetçilerin iktidar olunca geldikleri yeri unuttuğundan, statüler değişince tavırların da değişmeye başladığından dert yanıyor. Doğru Haber yazarının “küresel sistem ve kurucu irade ile yüzleşemeyen bir hükümet” iddiasından ve getirdiği eleştirilerden bize ne! Lakin Doğru Haber köşe yazarının, daha önce, HIV’in artık eşcinselleri öldürmediğine üzüldüğünü, LGBTİ+’ların hak mücadelesine karşı çarpıtma ve karalamada hızını alamayarak “uluslararası bağlantıları olan terör örgütü” iftirası saçtığını hatırlayarak devam edelim: “Mesela; bir LGBT rezaleti olacaksa, dindar kesim büyük bir reaksiyon ve toplumsal tepki gösterirse bu durumda yetkililer kamu düzenini sağlama adına hemen etkinliği iptal edebilirler.”

HÜDAPAR’ın yayın organından köşe yazarı Yel, “LGBT rezaleti”ne karşı okur ve takipçilerini, “protesto ateşi”ni yakmaya davet ediyor: “Dindarlar meydanlara inmeyince, İslam karşıtı kesimler her geçen gün daha fazla cüretkâr olur. Böyle bir tabloda sanki dindarların itirazı ve mecali yokmuş gibi anlaşılır. Artık şu rehaveti atıp nereden geldiğimizi hatırlama zamanıdır. Yasal çerçeve içerisinde medeni protesto ateşini yakma zamanı gelmiştir. Hatta çok geç kaldık. Meydanlar hak ve adalet sevdalılarını bekliyor.”

Milat’ın ak sakallı dedesi ağzına aldığı “onur” kelimesini nefretiyle kirletirken kurumsal ayrımcılık ve nefret suçu çağrısı yapıyor

Milat gazetesinin ak sakallı dedesi Muhammed (1, 2, 3, 4) Özkılınç, “Onurun onuruna ettiler” başlıklı köşe yazısında, daha önce de ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik söylemleriyle kardığı “nefret kokteyli”ni karmaya devam ederken bu kez de ağzına aldığı “onur” kelimesini kirletiyor: “…şimdilerde bu ifade onursuzluğun dibi olan ahlaksızlıkların unvanı yapılmaya çalışılıyor. Düşünebiliyor musunuz? “Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” ifadesine mazhar olmuş bu vatanda, şehitlerin torunları LGBTİ+ harfleriyle simgelenen onlarca ahlaksızlık çeşidinin hepsine birden “onur” diyor. Bu ahlaksızlıklar uğruna yapılan gösterilere de onur yürüyüşü diyor.”

İstanbul ve Çanakkale onur haftalarının çağrılarını köşesine kopyalayan Milat köşe yazarı, gerisini nefret siyasetiyle getirirken devlet-vatandaş el ele kurumsal ayrımcılık ve nefret suçlarına çağrıda bulunuyor: “İşin bir başka yanı da bu ahlaksızlık platformlarının PKK, PYD, HDP, CHP vb. siyasi partiler tarafından arka bahçe olarak kullanılmasıdır. Halbuki bu sadece, namus, iffet, onur ve ahlakla savaş değildir. Bu aynı zamanda din, iman, vatan, bayrak ve her tür mukaddesatla da savaştır. Bunun farkında olarak, bu mukaddes değerlere inanan her kesin bu konuda ellerini taşın altına koymaları gerekir. Cumhurbaşkanlığından en küçük bir mahalle muhtarına varıncaya kadar tüm yetkili ve etkililerin bu konuda sorumluluğu var. Tüm tüzel ve özel kişiliklerin yanında MEB, YÖK ve tüm STK’lar da sorumluluğun tam ortasındadırlar. Elbette vatanın seven her vatandaş ve tüm anne babalar ve büyükler de bu konuda sorumluyuz.”

Türkiye Gazetesi’nin akademisyen yazarı “Cuma Divanı”nında çarpıtmaktan çekinmiyor: “Tehlikeyi görelim lütfen!”

Türkiye Gazetesi köşe yazarı Ahmet Şimşirgil’e, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak yetmiyor, Birleşmiş Milletler düzeyindeki 9 temel insan hakları sözleşmesinden biri olan Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin (CEDAW) 82. Oturumu’nda, Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Merkezi’nde Türkiye’nin 8. Periyodik gözden geçirmesi kapsamında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın, “Odak noktamız kadına yönelik şiddetle mücadeledir. Türkiye’de 6284 sayılı Kanun halen yürürlüktedir” savunmasına karşı, “bakanın, güya koruyucu olarak gördüğü 6284 no’lu kanun ise gerçekten sıkıntının temeli olarak ortada duruyor” buyuruyor.

Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü'nde öğretim üyesi de olan Türkiye Gazetesi köşe yazarı Ahmet Şimşirgil, “Cuma Divanı”nında çarpıtmaktan çekinmiyor, “kadının beyanını esas olarak alan bu kanuna göre yalan veya gerçek tek bir şikâyetle ailenin direği olan baba aylarca evinden uzaklaştırılabiliyor. Hatta hapse atılıyor” manipülasyonunun ardından asıl derdine geliyor: “Daha bunun toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBT üyelerinin çığ gibi büyümesi gibi etkileri de cabası!..”

Türkiye Gazetesi’nin akademisyen köşe yazarı (1, 2, 3, 4, 5), Türkiye Cumhuriyeti Anayasası kapsamında, devletin güvencesinde olması beklenir en temel hakları LGBTİ+ yurttaşlar kullanmaya kalktığında, “Tehlikeyi görelim lütfen!” uyarısı çekiyor: “LGBT’lilerin "onur yürüyüşü" adını verdikleri etkinlikler bugünlerde vali ve kaymakamlıklarca hep iptal ediliyor. Bence müsaade edilmeli. Müsaade edilmeli ki son beş altı yılda gelinen nokta iyi görülsün ve anlaşılsın. Müsaade etmemekle meseleyi çözmüyoruz, sadece sümen altı yapmış oluyoruz... Dolayısıyla, “nereye gidiyoruz, neler oluyor” diyecek olanlar da susmaya devam ediyor.”

Aydınlık yazarından LGBTİ+’ya “emperyalizmin ajanı” nakaratı

Aydınlık yazarı Utku Reyhan, daha önce de, ortaya karışık sıraladığı “bozguncu”ları saydırırken “LGBT”yi de eklemişti, “LGBT (ML)!” başlıklı haziran ayı köşe yazısında da, “emperyalizm”den giriyor, “kimliğini, ruhunu, ahlâkını, kültürünü” elinden alarak “milli devleti çökertmek”ten çıkıyor.

Aydınlık köşe yazarı, gazetesinin LGBTİ+ kişi ve kurumlarına yönelik “iç düşman” ve “emperyalizmin ajanları” sistematik nakaratlarını tekrar ederken, “LGBT”ye bu kez de pek orijinal bir analizle “emperyalizmin yeni silahı” muamelesi çekiyor: “Emperyalist sistem, ekonomik-siyasi ömrünün sonuna geldi… Tam bu koşullarda, yeni bir silah devreye sokuldu. LGBT ve sonuna çok sayıda harf ve sembolle birlikte eklenebilen 70 küsür 'cinsiyet'.”

Aydınlık yazarı ardından Perinçek ve Dilipak’tan harmanladığı söylem ve nakaratlarla devam ediyor: “Artık, insan parçalanacak. Önce toplumdan ayrı, bağımsız bir 'birey' propogandası yapıldı. Özgürlük, neoliberal dönemin bu tanrısının eseri olacaktı. Şimdi, bu 'tanrı-birey' de parçalanıyor. Neoliberalizmin tanrıları artık eşcinsel.”

Aydınlık’ın solla kavgası biter mi, “sahte sol ve LGBT” ara başlığıyla devam ediyor köşe yazarı: “Hâl böyleyken, emperyalizmin bu teslim alma programının Türkiye'deki taşıyıcıları 'sol' örgütler. Sahte sol diyelim. 1980'lerde Türkiye soluna yavaş yavaş sokulan, sivil toplumculuk, feminizm, Greenpeace'çilik, anti-Kemalizm çizgisi; bugünlerde LGBT'cilik olarak varlığını sürdürüyor. LGBT birimi olmayan sahte sol örgüt kalmadı…”

Karar’ın ak sakallı yazarı, “Onur Yürüyüşü”ne “pervasızlık” derken bir de soruyor: “Birbirimizin dilini nasıl anlayacağız, nasıl anlaşacağız?”

Daha önce de, İstanbul Sözleşmesi’ne laf ederken, “cinsellik, ölçüsüzlük, eşcinsellik, ensestlik” ortaya karışık geleneksel nakaratları da sıralayan Karar köşe yazarı Ahmet Taşgetiren, “Derinleşen kimlik parçalanması” başlıklı yazısıyla devam ediyor: “Bir başka renk, epeyce bir süredir yürüyüşlerle, gösterilerle bir tür “meydan okuyuşlar”la kamuoyu oluşturan LGBT çizgisinin rengi idi. Eylemlerine “Onur yürüyüşü” adını koyuyorlar, bir anlamda toplumsal planda dışlanmışlığı “onur” diye takdim etmenin pervasızlığını sergiliyorlardı. LGBT konusunun, İstanbul Sözleşmesi ile bağlantılı olarak cinsel eksende ama tamamen ideolojik çerçevede çok derin bir tartışma halinde devam ettiği biliniyor. Bunun yanında, gündüz yayınlanan kadın programlarına yansıyan çürümüşlük, aile – kadın – erkek ilişkileri, cinsellik noktasında acayip bir sürükleniş halinde bulunulduğunu gösteriyor…”

Karar’ın ak sakallı yazarı, Mahmut Efendi Cemaatine başsağlığı, Mahmut Ustaosmaoğlu’na Allah’tan sonsuz rahmet diliyor ama hâlâ İstanbul Sözleşmesi’ne laf ederken, LGBTİ+’ların Onur Yürüyüşü’nü ““onur diye takdim etmenin pervasızlığı” söylemiyle anmaktan geri kalmıyor üstüne bir de soruyor: “Neyi nasıl yapacağız? Birbirimizin dilini nasıl anlayacağız, nasıl anlaşacağız? Kim kimi neye dönüştürecek? Ve nasıl bir Türkiye’ye varacağız?”

Star yazarının “inanç ve ahlak”ına homofobik nefret söylemi serbest

Homofobik nefret söylemine “inanç ve ahlak” serbestisi isteyen Star yazarı Mustafa Sabri Beşer, “LGBT Bekledikleri Peygamberi Getirir mi?” başlıklı köşe yazısına, “Toplumlar, milletler, kavimler durduk yere helak olmazlar. İlahi azabı hak etmeyen hiçbir topluluk helak edilmemiştir” diye başlıyor ve kendi kurup kendi savurduğu komployla karışık devam ediyor: “Kavimlerin ve milletlerin helak olma sebeplerinden birisinin de sapkın davranışlar olduğunu iyi bilen Evangelistler, dünyanın her yerinde sapkın bireyleri ve toplulukları destekliyorlar…”

Star yazarı Beşer, “inanç ve ahlak serbestisi” istediği homofobik nefret nakaratlarına geçiyor: “sapkın topluluklar… LGBT benzeri sapkın topluluklar… sapkın davranışlar… Lut Kavmi… Pompei… Kıyamet çağırıcılarının yeni oyuncakları olan LGBT toplulukları… utanmazlık… edepsizlik… rezalet… Osmanlı… oğlancılık… LGBT sapkınlığının son bulması… mevcut LGBT'li bireylerin ıslah edilmesi… yeni neslin aynı sapkınlığın pençesine düşmekten kurtulması… LGBT benzeri sapkın davranışlar… LGBT sapkınlığı…”

Yerel basından homofobik nefret köşeleri

Malatya yerel basınından SonSöz gazetesi köşe yazarı Muhammed Ali Günaydın, “Bu Kadar Özgürlük “Omurgasızlık” Doğurur!” başlıklı yazısında, “Bu kadar özgürlük, bu milleti yoldan çıkarır. Bu kadar özgürlük, vatansızlık getirir. Bu kadar özgürlük, omurgasızlığı aşılar. Bu kadar özgürlük, anarşi veya kaos getirir. Bu kadar özgürlük, milli ve ahlaki değerleri yok eder...” yakınıyor: “Ahlaksız LGBT’lilerin yürüyüşlerine alıştı bu millet. Maalesef onları toplu olarak ülkeden atma veya yok etmek gibi bir imkan yok. Neden mi, özgür bir ülkedeyiz…”

Konya yerel basınından YeniHaber köşe yazarı İsmail Yaşa, “ABD ahlaksızlığına tepki” başlıklı yazısında, ““LGBT hakları” adı altında İslam ülkelerinde büyükelçilikler aracılığıyla cinsel sapıklık propagandası yapılması ve adeta Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaya kalkışılması birçok soruyu gündeme getiriyor” diyor, ardından, “Büyükelçiliklerin görevi LGBT propagandası yapmak mı?” diye soruyor. “Hak” mı “propaganda” mı derken Konya yerel basınından köşe yazarı, “lobi”de karar kılıyor: “Anlaşılan o ki “onur” kelimesi ve ifade ettiği anlam haksız yere kirletilerek teşvik edilen sapkınlığın ardında büyükelçilikleri dahi devreye sokacak kadar etkili büyük bir lobi var.”

Konya yerel basınından YeniKonya köşe yazarı Alaettin Ekizer (1, 2, 3), “Korunması Şart Beş Değer ve Ebrar Karakurt” başlıklı yazısında, kendi kutsallarını bir bir sayıyor sonra yasaklarını sıralıyor nihayet bütün bunları mal ve mülkiyetle taçlandırırken “neslin korunması” diyerekten sadete geliyor: “Meşru nikâh ile kurulan evlilik dışında yaşanan cinsel birliktelikler meşru görülemez. LGBTT (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel veya travesti) gibi sapıklıklar "kişisel tercih, cinsel yönelim, özel hayat alanı” gibi tehlikeli çarpıtmalarla meşru sayılamaz. Bunlar kişisel hak ve hürriyet kapsamında değerlendirilemez. Zira toplumun, ailenin ve ferdin temeli iffet ve namustur. Namus ve iffet ,insanı hayvandan ayıran en önemli ve korunması gereken değerlerdendir.Namus ve iffetini korumayan toplumların hayvanlardan da aşağı hale geldikleri ve rezil hatıralarıyla tarihin mezarlığında yerlerini aldıkları malumdur. Lut kavminin akıbeti ve Pompei'deki taşlaşmış cesetler en güzel ibret vesikaları değil mi?” YeniKonya köşe yazarı, hak hukuk hürriyetten ne anladığını baştan belli ettikten sonra milli voleybolcu Ebrar Karakurt’a yönelik “sapık” nakaratına geçiyor, “Bu pisliği gizli yapsa -hadi belki- "günahı kendine” denilebilir. Ama öyle yapmıyor” diye küfrederken toplumun tepkisizliğinden yakınıyor.

Kocaeli yerel basınından YeniKocaeli köşe yazarı Mesut Şahin, “Sapkınlığın karşısında fıtratın yanındayız” başlıklı yazısında, “Böyle özgürlük, yerin dibine batsın! Toplumda LGBT ve türevleri olușumlara artık irade gösterme zamanı gelmiştir” diyor, “Süslü cümlelerle meşrulaştıran sapkınlığa "Milli Gençlik Burada" diyerek dik duran gençliğin var oluşu bir umut ışığıdır..” diyerek İstanbul Beyazıt’daki nefret saldırısını alkışlıyor: “LGBTİ'nin açılımı lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel ya da travesti ve interseksüel demek. İşte bu virüs sizin mahalle bizim mahalle demeden bütün çocuklarımıza bulaşmaya başladı. Küresel işgalin aparatı olan LGBT sapkınlığı küçük çocuklara kadar uzanarak daha cinsiyetlerini bile oturtmamış evlatlarımızın özenmesi ile baş gösteriyor… LGBTİ'ye destek vermeyenler ise geri kafalılık ve bağnazlıkla suçlanarak konuşamaz, ses çıkaramaz duruma getiriliyor. Bugün sevindirici bir baş kaldırı ise yeniden umut oldu içimize.. İstanbul'da yeniden canlanan Milli Gençlik ruhu, düzenlenmesi planlanan LGBT etkinliğine izin vermedi..”

Kocaeli yerel basınından bir diğer yayın organı ÖzürKocaeli köşe yazarı M. Zeki Canşi, “Cinsi sapıklık!” başlıklı yazısında, “LGBTİ sapkınlıktır” diyor, “haz ve lezzet” arıyorsanız “Fıtrat ile, ilahi nizam ile oynamayalım” diye de ekliyor: “Zaten içimize sokulan bir LGBTİ fitnesi var ve bu fitne insan hakları kılıfı altında cilalanıp sunuluyor. Neslimizi bozmaya yönelik bu fıtrat düşmanları ne yazık ki, siyasi arenada da mebzul miktarda destek buluyor, taraftar topluyor...”

Afyon yerel basınından KentHaber köşe yazarı Şaban Öztürk, “İffet, Haya, Adalet ve Biz!” başlıklı yazısına, geleneksel devlet dilinin bildik ““İnsan Hakkı” ve “Özgürlük” gibi masum kelime ve ifadelerin arkasına sığınma” nakaratıyla başlıyor: “Toplumların iffet, ahlak ve haya perdesini parçalamayı hedefleyen, aileyi ve nesilleri bozmaya yönelik faaliyetlerin odağı haline gelen LBGT ve emsali kuruluşlar…” Afyon KentHaber yazarı, “iffet, haya, adalet”ten anladığının LGBTİ+ yurttaşlara karşı kurumsal ayrımcılık, nefret suçu ve nihayet imhadan ibaret olduğunu saklamıyor: “…bozulma, kokuşma, bataklık, ıslah… “Onursuzluk” illetini, üzerinde “onur” yazan maskelerle örtmeye çalışan cür’etkar ifsad hareketlerine karşı kamu, özel sektör, sivil toplum ve akl-ı selim sahibi herkesin, toplumun ve nesillerin selameti için daha ciddi tedbirlere başvurması bir zaruret halini almıştır.. Kaldı ki LGBT yapısı dünya çapında örgütlenmiş ve birbirini destekleyen zehirli bir ağa dönüşmüştür..”

Ayfon Kocatepe Üniversitesi Maliye bölümünden Prof. Dr. Kamil Güngör, Afyon yerel basınından AfyonHaber köşesindeki “Getto” başlıklı yazısında, “akademik yorum”da bulunuyor: “Homo’luk da, LGBT'nin her türlüsü de onların bu doğal özgürlük alanı içerisindedir. Başkalarına suç olan onlara haktır bir başka deyişle...”

Tire yerel basınından HaberTire köşe yazarı Kadir Turan, “Özgürlük Üzerine” başlıklı yazısında, özgürlüğün, “kamusal ve toplumsal anlamda dîne yönelebilmek ile mümkün” olduğunu söylüyor. Hâliyle HaberTire yazarı, “ensest”, “problematik” falan filan pek felsefi saydıktan sonra nihayet pek özgün değerlendirmelerini saçmak için sadete geliyor: “Söz gelimi, “LGBT” (eşcinseller), belkide son dönemde bu bağlamda en fazla gündeme gelen konudur.  Bir hastalık olduğu kabul edilen eşcinsellik son dönemde hiç olmadığı kadar hareket alanı bulabiliyor. Kimi sivil toplum kuruluşları tarafından desteklenmelerini ise toplumun kadîm değerlerinin ifsâdı için izlenen sinsi bir politika olarak değerlendirilmesinde fayda görüyorum. Eşcinselliğin bazı ülkelerde yasa ile güvence altına alınıp ve hattâ eşcinsel evliliklere izin verilerek meşruiyet kazandırılması, insanlığın özgürlük adına sınırları ne derece zorladığının ve insanlıktan ne ölçüde uzaklaştığının kanıtı aslında.”

RisaleHaber’in psikiyatr köşe yazarı Dr. Okan İmre, “Eşcinsellik ve Transseksüellik Nedir? Yaratılış mı, Hastalık mı, Tercih mi?” başlıklı yazısına, “kutsal evlilik”, “eşcinsellik saplantısı”, “zina”, “sosyal medya”, “derin yapılar” nakaratlarıyla dalıyor. Ardından uzatmadan, yazısından başlığında geçen eşcinsellik ve transseksüelliğin “cinsel yönelim saplantısı ve cinsel kimlik bozukluğu” olduğunu buyuruyor. Yetinmiyor, eşcinsellere iftira atıyor, homofobik nefret saçıyor ve de “eşcinsellik ve transseksüelliği sıklıkla karıştırır” dediği halka yalan söylemekte sakınca görmüyor: “Pedofilide çocuğa yönelim, eşcinsellikte ise aynı cinse yönelim vardır.” Psikiyatri biliminin DSM ile Dünya Sağlık Örgütü’nün kategorisi ICD’nin yaklaşımına karşı RisaleHaber’in psikiyatr köşe yazarı hâlâ “eşcinsellik pedofili” nakaratını tekrar ederken İstanbul Sözleşmesi’ne, LGBTİ+’ların anayasal temel haklarıyla ifade ve örgütlenme hakkına da karşı olduğunu öğreniyoruz. “Hz. Lut” başlıklı bir diğer yazısına, eşcinselliğin “pedofili ve ensest”ten farkı olmadığını söylediği nefret nakaratlarıyla devam ediyor…

Akit’in homofobik nefret köşeleri

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organı Yeni Akit’in köşe yazarı, aynı zamanda Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu, muhalefet karalama bahaneli homofobik nefret siyasetiyle hep aynı nakaratları Haziran ayında da tekrar etti.

Akit Yazı İşleri Müdürü ve yazarı Ali Karahasanoğlu’nun Haziran ayı nakaratları: “Türkiye Barolar Birliği’nin eşcinsel destekçisi genel başkanı…”, “Bitirin artık, Danıştay’daki şu tiyatroyu! Aslında toplumsal cinsiyet adı altında, eşcinselliği meşrulaştırmak isteyen İstanbul Sözleşmesi ile, bu ülke halkını zehirlemek istediler… Meral Akşener’in de, eşcinselliği meşru gösteren İstanbul Sözleşmesi’nin tekrar yürürlüğe girmesi amacıyla davacı olduğu dosyanın duruşması yapılmıştı.. Peki sözleşmeden niye çıkıldı? “Eşcinselliği meşrulaştırdığı” için..”, “Kemal ve Meral, eşcinsellerle aynı safta! Eşcinselliği meşrulaştırmak.. İşte eşcinseller. İşte solcular. İşte ateistler.. İşte komünistler.. İşte çakma ülkücüler.. Ve işte İstanbul Sözleşmesi taraftarları.. Bunların hepsinin karşısında, eşcinsellerin hedef aldığı Tayyip Erdoğan..”, “Saadet Partililere açık çağrı! İnancımızda lanetlenen eşcinsellik ahlaksızlığını “Onur” adı altında meşrulaştırmaya çalışanlara, sizler karşısınız, biliyorum.. Bir toplumun helak sebebi olan eşcinselliğin meşrulaştırıldığı bir sözleşmeden çıkmış isek de..”

Akit yazarı Ali Osman Aydın: “LGBT üyeleri bugünlerde propagandanın dozunu iyice artırdılar…”, “Çocuk İstismarcısı LGBT’ciler İş Başında… Dindarların maddi imkanları, gençleri LGBT batağından kurtaracak sanatsal, sosyal, sportif ve elbette dini çalışmalara sarf edilmeli...”

Akit yazarı Sabri Balaman: “Cinsiyetsiz bir topluma doğru yol alan Türkiye… Ailenin eşcinsel evliliği normal görmesi… Türkiye’de eşcinselliği teşvik için faaliyet yürüten psikiyatri dernekleri var. Bir tanesi, eşcinseller derneği gibi çalışıyor… İki oy uğruna bu milleti kimse eşcinsel kurumlara teslim etmemeli… Bilimsel bir makalede yazıldığına göre, Hollanda’da eşcinsellik çok yaygın olduğu için belirli bir yaştan sonra büyük abdestlerini tutamama sorunu yaşıyorlar…”

Akit yazarı Yaşar Değirmenci: “Çağı çağdaş cahiliyeden kurtaralım… Cinsiyetlerini değiştirmek, sapkın ve sapıklıklarını Türkiye’de yaymaya çalışanlar gayri ahlâkî ve gayri meşruluklara meşru (kabullenilir) hale getirme hedefleri. Fıtratı bozma, değiştirme! LGBT olarak tanımlanan provokatif gösterileri bırakmayan, eşcinseller, sosyal medyayı da kullanarak rezilliklerini yaymaya, gençlerimizi zehirlemeye devam ediyorlar. Alıştırarak, tepkisiz hale getirerek, toplum hayatımızda yerlerini almaya çalışıyorlar…” 

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemlerinden başka sözü olmadan köşelerini dolduran Akit yazarlarından Vehbi Kara: “Fitne asrı ve eşcinsel sapkınlık… bugün Türkiye’nin her yerinde yaşanan eşcinsel sapkınlığın sorumluları arasında bu feminist kadınların rolü pek büyüktür. Sapkın ve iğrenç eşcinsellik fiilleri Türk toplumunda tarihte hiç görülmeyen bir noktaya varmıştır… O halde “zararın neresinden dönülse kârdır” diyerek, bu eşcinsel sapkınlığın ne derece tehlikeli olduğunu Kur’an ayetlerine müracaat ederek anlamaya çalışalım… Toplumu yozlaştırmak için cinsiyetsiz bir nesil meydana getirmek ve güzel ahlaktan uzaklaştırmak için başta Siyonist kurum ve kuruluşlar… feminist örgütler… Özellikle CHP ve HDP… Kadınlara benzemek isteyen eşcinsel sapkınları korumayı hedeflemiş zavallı siyasetçiler…”

Haftanın gündemi, konusu her gün ama her gün “köşe” dolduran Akit yazarlarından Abdurrahman Dilipak için fark etmiyor. Nefret nakaratlarını komployla harmanlarken, hep aynı cinsiyetçi ve homofobik söylemle tekrar ettiği yazılarıyla kadın ve LGBTİ+ düşmanlığına devam ediyor:

Ahlak mı dediniz? Haberiniz yok mu yoksa, din, ahlakla birlikte tedavülden kaldırıldı. Bizler artık GENDER, bir GENOM BİREY’iz. Toplumsal cinsiyetimiz var bizim, din, ahlak, gelenek ve biyolojik cinsiyetten bağımsız, akışkan ve değişken… Dahası da, hani LGBT’nin bir de (+) var ya, ikisi de lezbiyen + mazoşist sadist, yani SADOMAZOŞİST, işkence etmekten ve işkence görmekten zevk alıyor, ne olacak o zaman?.”

Fahi şe şehir Bu ay, hazır olun LGBTIQ+’ın yine onur yürüyüşü var… Ne kutsal şehirler, ne de fahişe şehirler bugün kimsenin umurunda değil. Fahişelik bugün artık nerede ise Sodom, Gomorra, Pompei kadar sıradanlaştı. Dilerim İstanbul adı böyle bir günahla bir arada anılmaz. Yoksa sonumuz o lanetli halkın başına gelen bizim de başımıza gelir.”

Sodom ve Gomore neresiydi? Sahi, kimliğimize yazılan, “Biyolojik cinsiyeti inkâr” anlamına gelen, “toplumsal cinsiyeti” meşrulaştırıp, resmiyet kazandıranlar GENDER’i yazanlar, yazdıranlar kimler. Kim bu insanın fıtratına meydan okuyanlar…”

“Siber kehanet! BİREY olmayı, GENDER olmayı, “Toplumsal cinsiyet”i bir şekilde kabul ettirdiler. Asıl tehlike FETÖ, PKK, IŞİD, değil, bizi onlarla oyalıyorlar. Asıl tehlike yukarıda saydıklarım. Yukarıdakiler, ekonomik kriz, siyasi kriz, fuhuş çetesi, uyuşturucu çetesi, LGBT’in arkasındaki Şeytani lobinin patronları…”

“Puzzle’ın parçaları… İslamcılar, Kemalistler, milliyetçiler, LGBT.. Yeni oyun bunlar üzerine kuruluyor… Pandemi, 5G, Starlink, Neuralink, Transhumanizm, LGBT bunlar ayrı şeyler değil. LGBT’nin “onur yürüyüşü”, öyle ODTÜ ile sınırlı kalmayacak. “Her yerdeyiz” diyorlar…”

Ahlaksız devrim… Sorun LGBT sorunu değil sadece. Fuhuş her yerde tüm türevleri ile aileyi, toplumu mahvediyor… Bu deizm belası, bu LGBT konusu iddia edilenden daha vahim boyutlarda… Lezbiyenin ne demek olduğunu bilmiyor, kız arkadaşına sarılınca, sende lezbiyen eğilimi var diyor biri ona, o da kendini lezbiyen sanıyor… Bu hastalığı tedavi etmek istiyorsanız, önce hastalığın varlığını kabul edin ve inkardan vazgeçin. Bu rezil sözleşmenin benzerlerini sürdürme konusundaki inadınızdan vazgeçin.”

“Biliyorum, bu memlekette o kadar Deist de yok, Gay de, Lezbiyen de. Cinsiyet değiştiren de yok.. Ama ben bir türlü anlayamıyorum, bütün T.C. yurttaşlarının kimliklerine nasıl, hangi anlayış, cür’et ve cesaretle “Gender” yazıldı. O 14 yaşındaki çocukların, din, ahlak ve gelenekten, biyolojik cinsiyetinden bağımsız, cinsel yönelim ve deneyimle cinsel tercihte bulunmasından söz eden sözleşme oy birliği ile nasıl imzalandı. Sahi AK Parti’ye bu oyunu kimler oynuyor!”

“Bu “toplumsal cinsiyet” neyin nesi! bu GENDER nereden çıktı ve bu BİREY neyin nesi. Bu “Allah’ın belaları”nı kim sardı başımıza? Bu iş nasıl oldu!? Ankara’da, İstanbul’da nasıl oluyor da birileri bu “TOPLUMSAL CİNSİYET” kavramından vazgeçmek istemiyor. LGBT protestolarından önce, gelin bizi bu çukura kim, nasıl itti, ona bakalım. Bu fahişeleri ve onların türevlerini koruyup kollayan, eğitip donatanlar, bunlara pozitif ayırımcılık uygulayan parti, dernek, oda, birlik, holding, vakıf, kimler dersiniz.. Hem toplumsal cinsiyeti savunuyorlar, hem de LGBT’ye karşılar.”

“Bu “Gender” neyin nesi! Dine göre, kutsanmamış her cinsel birliktelik “Fuhşiyat” kategorisindedir… Ülkemizin CEDAW, İstanbul Sözleşmesi, Lanzarote belasından bir an önce kurtulması gerek…”

““Kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür”! Bu “toplumsal cinsiyet” maskeli LGBT lobisi… Sizin “edepsizlik, ahlaksızlık, iffetsizlik, onursuzluk, hayasızlık” dediğiniz şeye birileri “pozitif ayırımcılık” uyguluyor ve buna “onur” diyor…”


Etiketler: medya
nefret