10/12/2021 | Yazar: Ali Erol

Kasım’ın homofobik nefret “köşe”leri Yeni Şafak, Yeni Asya, Aydınlık, Türkiye, Millî Gazete ve Akit yazarlarından geldi

Muhafazakâr “köşe”ler “sekülerleşmenin seksüel ilişkilerini” Diyanet’in diliyle “Lut kavmi”ne bağlıyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Kasım ayı boyunca ayrımcı dil ve nefret söylemiyle LGBTİ+ karşıtı manipülasyon ve dezenformasyonda ortaklaşan “köşe”ler Yeni Şafak, Yeni Asya, Aydınlık, Türkiye, Millî Gazete ve Akit yazarlarından geldi.

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan, LGBTİ+’ları düşmanlaştırarak hedef gösteren gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz…

LGBTİ+ toplumuna, kurumlarına ve kişilere karşı cinsiyetçi ve homofobik dezenformasyona ortak olan, doğrudan üreten, yayan ve teşvik eden muhafazakâr ve hükümet yanlısı medya organlarından köşe yazılarını Yeni Şafak, Yeni Asya, Aydınlık, Türkiye, Millî Gazete ve Akit yazarlarından derledik.

Yeni Şafak’tan Yasin Aktay, “sekülerleşmenin seksüel ilişkilerini” Diyanet’in diliyle “Lut kavmi”ne bağlıyor

Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay, “Sekülerleşmenin referansı hedonizm cephesinde yeni olan ne?” başlıklı köşe yazısında, “Din elden gidiyor, gençlerimiz ateistleşiyor, deistleşiyor, dinden uzaklaşıyor, hatta dindarlarımız bile dinin hayatlarına, davranışlarına eskisi kadar müdahale etmesine alan bırakmıyorlar diye özetlenebilecek bir feryat” olarak tanımladığı yaklaşımı eleştirirken, “Oysa” diyerek ekliyor: “tarih boyunca insanlığın sekülerleşme yani dünyevileşme ile sınanmadığı hiçbir zaman olmamıştır. Çünkü dünyevileşme insanın en temel varoluş tutumlarından biri.”

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji akademisyeni de olan Yeni Şafak köşe yazarı Yasin Aktay, “sekülerleşme ve dindarlaşma arasındaki gel-gitlerin sosyolojik analizi”nde salınırken, “hedonizm” olarak yaftaladığı “kadın erkek ilişkileri”, “nikahsız beraberlikler”, “eşcinsel ilişkiler”i sıralarken Diyanetin diliyle (1, 2) devam ediyor: “Günümüzde sekülerleşmenin bir görüntüsü veya göstergesi olarak bu tür ritüellerden uzak saf bir hedonizme işaret ediliyor. İnsanların dini veya seküler kutsalları hiç hesaba katmayan bir hayat yaşamaları, mesela kadın erkek ilişkilerinde dinlerin kısıtlamalarını hiç dikkate almamaları, nikahsız beraberlikler, eşcinsel ilişkiler çağımıza özgü bir sekülerleşmenin göstergeleri olarak alınıyor. Bütün kadim dinlerin yasaklamış olduğu eşcinsel ilişkilerin yaygınlaşması bir bakıma onlara karşı sekülerleşmenin daha etkili olduğunu gösterir. Ancak bu da yeni bir şey değil ve dünyanın da sonuna kadar böyle gideceğini göstermiyor. Eşcinsel ilişki bunun göstergesi ise Sodom ve Gomore veya Lut kavmi, Pompeo halkı vs. sekülerleşmede bugünkünden bile çok daha uzun bir mesafe kat etmiş sayılmalı. Çünkü onların zamanında o toplumlarda eşcinsellik toplumun normu haline gelmişti. Geçmiş, geleneksel toplumlar her zaman çok dindardı da bugün sekülerleşmiş değil. Sekülerlik her zaman baskın bir insani eğilim veya varoluş tutumu değil mi zaten?”

Hükümet yanlısı olamayan ama muhafazakâr nefret medyasından olan Yeni Asya’nın, aynı zamanda “Almanya İslam Konseyi Din Şurası Sözcüsü” olarak Berlin’den yazan köşe yazarı Şükrü Bulut (1, 2, 3, 4, 5, 6), Yeni Şafak’tan Yasin Aktay’ın “sekülerleşmenin seksüel ilişkilerini” Diyanet’in diliyle “Lut kavmi”ne bağlayıp bıraktığı yerden sözü alıyor ve “Cehennemin öfkeli kükreyişi ve La Palma...” başlığı altında saydırırken, “Sodom ve Gomore veya Lut kavmi, Pompeo halkı vs.”ye “La Palma”yı ekliyor: “La Palma ile alâkasına gelince… Bildiğiniz üzere yaratılış ile savaşı “hürriyetler, değişim ve farklılıklar” perdesinde insanlığı iğfal ile götürenlerin son yıllarda üzerinde önemle durduğu bir husus, insan neslini azaltmak ve hegemonyaya buradan ulaşmak olduğunu LGBT başta olmak üzere; kürtaj, kadınları aileden uzaklaştırmaları projeleri, kadın erkek rekabeti gibi icraatlarından çıkarabiliyorsunuz. İşte bu program çerçevesinde söz konusu global dinsizlik cereyanı, on bir ülkede finanse ettikleri “LGBT muhtevalı” filmleri geçtiğimiz 24 Temmuz’da İspanya’nın La Palma adasında “Cine Gay La Palma” namıyla bir festival ile dünyaya ilân etmişler. Gazete haberlerinden, ahlâk karşıtlarının bu festivali 2015’ten bu yana (13-14 Temmuz) düzenlemekte olduklarını anlıyoruz. Haberdar ettikleri sempatizanlarıyla bundan böyle filim festivalini geleneksel hale getireceklerine ve gelecek senede daha çok iştirak ve faaliyet için karar almışlar. İlginç bir tevafuk ki; adanın büyük yanardağı da 19 Temmuz’da faaliyete geçmeye başlamış.”

AKP Genel Başkan Danışmanı da olan Yeni Şafak köşe yazarı, önceki köşe yazılarında da (1, 2, 3), “eşcinselliğin toplumsal dokuyu tahrip ettiğine, aile hayatını yok ettiğine ve neticesinde ekini bozduğuna dair bir yığın alamet” belirdiğini söylemiş, LGBTİ+’lara, “mahremiyetinize karışmıyoruz, eşitlik talebiyle toplumsallaşmayın” ayarı çekmişti!

Yeni Şafak’tan Ersin Çelik, bile bile “sapkın LGBT lobisi” nefret nakaratına devam ediyor

Yeni Şafak köşe yazarlarından bir diğer isim, Ersin Çelik, “LGBT’yi reddedenlere; ‘homofobik’, ‘bifobik’, ‘transfobik’ deniliyor” diyerek, daha önce de, ayrımcı diliyle sarf ettiği nefret söyleminin idrakinde olduğunu, kendini tanıdığını göstermişti. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki’nin, tv100 isimli kanalda, “Deniz Tural ile Siyasetin Ev Hali” programında, "saygı/hoşgörü" lütufkârlığı değil hayatın her alanında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına uğramadan hak hukuk hürriyet ve anayasal eşitlik isteyen LGBTİ+ yurttaşlarla ilgili sözlerini (video- 40.37) Kasım ayındaki köşe yazısına, “Mehmet Özhaseki LGBT brifingi almalı” başlığı altında taşıyan Yeni Şafak köşe yazarı Çelik, homofobik nefret nakaratlarından “sapkın LGBT lobisi”ni tekrar etti:

“AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki’nin LGBT yorumunu izledim… TV100 sunucusunun sorusu 'Mehmet Özhaseki LGBT’li bireyler için ne düşünüyor' diye geliyor. Verilen yanıt ('hepsinin başımızın üstünde yeri var') da ortada. LGBT lobisi bu sözleri evire çevire kullanır. Geçmiş olsun. Şu görüldü ki; AK Parti kurmaylarının LGBT konusunda, (sapkınlık boyutu, tarihsel süreci, dini yönü, lobisi, dayatmaları, teşvik, tahrik, maruz kalma ve meselenin insani yönleri vs.) bilgilendirilmeye ihtiyacı var. Başta da Mehmet Özhaseki’nin. Öyle görünüyor ki; bundan böyle birçok ortamda bu tarz sorular yöneltilecek siyasetçilere. Her soru-cevap da yeni siyasi malzeme olarak düşecek sosyal medyaya.”

Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısına halel getiren nefret köşeleri Aydınlık ve Türkiye’den

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, kamuoyuna “helalleşmek” olarak yansıyan “Toplumda hangi kesimin yarası, travması, sorunu varsa bunların sarılmasını, çözülmesini istiyorum. Çocuklarımızın, gelecek kuşakların bizleri, toplumu barıştıran insanlar olarak anmalarını istiyorum. Artık toplum kucaklaşmalı ve geleceğini kurmaya bakmalıdır” çıkışına halel getirecek homofobik nefret çıkışlarının görüldüğü gazete köşe yazıları gecikmedi.

Aydınlık yazarı Atakan Hatipoğlu, “Helalleşerek kimin 'iktidar'ı kurulacak?” başlıklı köşe yazısında, “CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşmek suretiyle kimleri birleştirmeyi ve iktidarında ne tür bir ortak programı hayata geçirmeyi hedeflediği tartışılması gereken esas konudur” diyor ve devam ediyor:

“Şeyh Saitlerin, Seyit Rızaların savunulması, heykellerinin dikilmesi, FETÖ’yü masumlaştırma çabaları, HDP’ye hamilik yapmalar, partiyi Alevileştirme eğilimleri ve LGBT ideolojsinden etkilenmeler vb. Hepsi “Dersimli Kemal”in CHP’yi sivil toplumcu, neoliberal kimlik siyasetinin amiral gemisi olarak örgütleme programının somut görünümleriydi. Şimdi helalleşme adı altında bir taraftan bu listede eksik kalan halkaları tamamlarken, diğer tarafta fiili olanı resmileştirmek ve CHP’yi bu çevrelerin geniş cephe partisi olarak örgütleme noktasına gelindi.”

Aydınlık köşe yazarı, daha önce de, LGBTİ+’ların eşit hak taleplerini inkâr etmek için “LGBT örgütleri AB’den proje paraları alan, HDP’nin kimlik siyaseti çizgisinde hareket eden, milli devleti ve milli örgütlenmeyi, “eril tahakküm yapıları” olmakta suçlayıp düşmanlık mevziisinde hareket eden bir yapı haline dönüştü(rüldü)ler” karalamasında bulunmuştu.

Türkiye gazetesi köşe yazarı Fuat Uğur, “Helallik ‘Kulüp’ünün ‘Aziz’leri ve yine o malum senarist” başlıklı yazısı: “Özetle bir ikisi dışında Türk karakterlerin tamamı “karaktersiz”. Kulüp’ün iyi yürekli patronu Orhan Bey bile Niko adlı kripto bir Rum, düşünün artık. Haksızlık olmasın, bir “İyi Türk” var dizide; adı Selim Songür. Hayatı Zeki Müren’den apartılmış şarkıcı karakter. Hafif kırık, zamanına göre dozunda tutturulmuş bir eşcinsel prototip.”

Millî Gazete köşe yazarları LGBTİ+’lara saygı söylemini yalan da olsa hoş görmüyor!

Millî Gazete yazarlarından Mahmut Toptaş (1, 2), “Bugünden sonra mecliste ve meydanda” başlıklı köşe yazısında, “Sokaklarda dolaşırken, “Eskiciiiii” diye bağırıp, “Demir alırım, cam alırım, kâğıt alırım” diyenleri severim amaaa, asıl divanda, dergâhta, meclislerde, meydanlarda, amfilerde dolaşıp, “Hırsız alırım, arsız alırım, eşcinsel alırım, haiiin baskıcııı, hortumcuuu, döneeek, münafııık alırııım” diye…” homofobik nefret çığırtkanlığı yapmaya devam ediyor.

Millî Gazete köşe yazarlarından bir diğer isim Zeki Ceyhan, “Peki, muhalifleri kim yarattı?” başlıklı yazısında, AKP’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki’ye, “LGBT’lileri savunurken büyük bir hoşgörü içinde, “Madem Allah yaratmış hepsinin başımızın üstünde yeri var” diyenlere sormak isteriz: Peki, muhalifleri kim yarattı?” buyuruyor.

Kamu temsilcileri ve yasa uygulayıcıları ayrımcı değilmiş, hükümet sözcüleri siyasiler LGBTİ+ karşıtı nefret söylemini (1, 2) sürdürmüyormuş gibi, AKP’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki’nin sözlerini güya LGBTİ+’ları savunuyor diye aktaran Millî Gazete köşe yazarı Ceyhan, “Muhalifler hakkında ağızlarına gelen her şeyi beyinlerine hiç danışmadan sarf edenler iş LGBT’lilere gelince birdenbire hassaslaşıyor ve onları kırmamak için büyük özen gösteriyorlar” manipülasyonuna başvurmaktan geri kalmıyor ve saadete geliyor: “Şimdi bir de başlarına bu tür söylemleri kendi klasik tabanlarına anlatma zorunluluğu çıkıyor. Klasik tabanlarının hiç de hoş karşılamayacağı ifadeleri sahiplenmek ve savunmak kolay olmasa gerek.”

Akit’in Kasım ayı homofobik nefret köşeleri

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organı Akit’in Kasım ayı köşelerinden, aynı zamanda Yazı İşleri Müdürü de olan Ali Karahasanoğlu, muhalefet karalama bahaneli homofobik nefret siyasetiyle hep aynı nakaratları tekrar ediyor:

“Geçtiğimiz süreç içinde, CHP milletvekillerinin eşcinsel ahlaksızlıkları konusunda konuşmayan, tam da dilsiz şeytanlık yapan solcu sözde gazetecileri de..”

“Örf ve adetlerine titizlikle sahip çıkan ülkücü isim” diye değil... Gaylerin, lezbiyenlerin, homoseksüellerin çizgisinde, İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar geri getirme sözü verip, sandığa gömülen çakma ülkücü” diye anılacak.. Dindar bir siyasetçi” diye değil..”

“Ne güzel sözler, Temel beyin sözleri.. “Denetleme mekanizması yok”muş.. Onun için, Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı imiş. Onun için de, AK Parti’nin ittifak teklifine ‘evet’ demezmiş.. Peki… “Zina serbest olmalı” diyenlere “evet” der misin? Dersin. “Gaylik, lezbiyenlik serbest olmalı, onlara yönelik eğitimler ilkokuldan başlamalı” diyenlere “evet” der misin? Dersin..”

“Ekrem İmamoğlu Eyüp Camii’nde Yasin okurken yanıbaşında oturan emekli imam şimdi nerededir? ...Seçildikten sonra, Eşcinsel evliliklere toplumu hazırlamak üzere, nerede kalmıştık” moduna mı geçilecekti? O emekli imam arkadaş, aldatıldığının farkına vardı mı acaba? Yoksa.. “Toplumu eşcinsel evliliklere  hazırladığı”nı söyleyen Ekrem’e, yine kefil midir acaba?”

Haftanın gündemi, konusu her gün ama her gün “köşe” dolduran Akit yazarlarından Abdurrahman Dilipak için fark etmiyor. Nefret nakaratlarını komployla harmanlarken, hep aynı cinsiyetçi ve homofobik söylemle tekrar ettiği yazılarıyla LGBTİ+ ve kadın karşıtlığına devam ediyor.

“Büyük sıfırlama, TransHumanizm kavramı üzerinde kurgulanmış. BİREY’i esas alırken, bu birey din, ahlak, gelenekten bağımsız, cinsiyeti bile, yönelim, deneyim ve tercihe bağlı bir değişkenlik gösterecek. DEF Büyük sıfırlama kapsamında katılımcı paydaş olarak LGBT+’a olarak projede özel bir yer veriyor.” 

“Biz söylemeye devam edeceğiz: Durun kalabalıklar, bu sokak çıkmaz sokak / Haykırmak istiyorum, kollarımı makas gibi açarak. Tabii ucunda bir şekilde sanık sandalyesine oturtulmak da olsa, LGBT diye yazayım, siz Türkçesinin dini metinlerdeki karşılığı olanı düşünün, birileri onları başüstü yapsa da!”

“Size son bir haber: Bu yıl Biden yöneticiliğinde 9-10 Aralık 2021’de ilk kez toplanacak olan Demokrasi Zirvesine Türkiye davet edilmedi. Ama, tabii Lady Gaga, Pedofolik Satanistler protokolde olacak. LGBTQI+ da “ŞEREF” tribününde yerini alacaktır.

ABD merkezli POLITICO dergisinin yayınladığı habere göre, Türkiye, Azerbaycan ve Macaristan gibi ülkelerin liderlerinin ‘yıllardır demokratik sistemi baltaladığı’ gerekçesiyle toplantıya davet edilmediği aktarıldı. Türkiye, devlet ve liderlik olarak davet edilmediği için katılmayacak olsa da, herhalde LGBT topluluğundan birileri ve siyasi kanattan çok tanınmayan birileri de zirvede yerini alacaktır.”



Etiketler: insan hakları, medya, nefret suçları
Dijital