06/09/2021 | Yazar: Ali Erol

Ağustos’un homofobik nefret “köşe”leri Yeni Şafak, Milat, Doğru Haber, Diriliş Postası, Aydınlık, Elazığ Günışığı, Konya Merhaba, Yenigün ve Akit yazarlarından

Homofobik nefret, hükümet yanlısı medya köşelerinde yaz molası vermedi Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

LGBTİ+ toplumuna, kurumlarına ve kişilere karşı cinsiyetçi ve homofobik dezenformasyona ortak olan, doğrudan üreten, yayan ve teşvik eden muhafazakâr ve hükümet yanlısı medya organlarının köşelerinde birbirleri ile yarışan yazarlarının Ağustos ayı nefret nakaratlarını Yeni Şafak, Milat, Doğru Haber, Diriliş Postası, Aydınlık, Elazığ Günışığı, Konya Merhaba, Yenigün ve Akit’ten derledik.

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan, LGBTİ+’ları düşmanlaştırarak hedef gösteren gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz…

Yeni Şafak “eski” köşe yazarı Yıldırım, homofobik nefret söylemini siyasetten saymıyor

Yeni Şafak, köşe yazarı Ergün Yıldırım’ın yazılarını yayınlamaya son vermiş. “Son yıllarda özgürce yazma imkanının iyice daraldı”ğını söyleyen Yeni Şafak “eski” köşe yazarı, “son iki yazısının yayınlanmadığını” belirtip, “yazılarıma son verildi” açıklaması yaparken ekliyor: “Son bir yıldır siyasi yazıları yazmayı bıraktım.”

“Türk, Sünni, Müslüman ve Heteroseksüel” sopası sallamayı pek seven, “oğlancı-lezbiyen” nakaratını ağzına almadan “köşe”sini dolduramayan ve de “iktidar, güç, kibirle baştan çıkmanın” güya günahını çıkartırken bile bedelini LGBTİ+’lara ödetmeye kalkan Yeni Şafak “eski” köşe yazarının yazdıkları meğer “siyasi” değilmiş!

LGBTİ+’ları “namussuz” ve “sapkın” ilan etmeyi sosyolojik analiz sanan, hakareti kendine hak gören Yeni Şafak köşe yazarı Ergün Yıldırım’a göre meğer seksist ve homofobik nefret söylemi "siyaset"ten sayılmıyormuş!

Kaos GL Derneği’nin ismini, “Kaosa gel” şeklinde telaffuz eden ve de hedef olarak sunan Yeni Şafak’ın akademisyen köşe yazarı hem “eşcinsel sapmayı topluma eşitlik adı altında pazarlıyor” nakaratlarıyla LGBTİ+ yurttaşlara yönelik her türlü hakaret, küfür, ayrımcı dille nefret söylemi saçarken hem de “homofobik ve eşitliğe karşı olmakla damgalıyorlar” diye yakındığı bütün o “köşe” yazılarını “siyaset”ten saymazken, anayasal haklar kapsamında kurulmuş LGBTİ+ örgütlerine “iç düşman” muamelesi çekmeye sıra gelince kendinden geçiyor: “Toplumsal cinsiyet eşitliği, eşcinselliği perdeleyen bir ideolojidir. Eşcinsel örgüt bu toplumun bağışıklık sistemini çökertmek istiyor. Milli mücadele dönemindeki işgalciler kadar tehdit edici bir hareketle karşı karşıyayız.”

İlim Yayma Vakfı’nın üniversitesi İstanbul Sabahattin Zaim’e geçen Yeni Şafak “eski” köşe yazarı, gazetenin son yayınladığı “Haklar söylemiyle çocukları ele geçiriyorlar” başlıklı yazısında, daha önce de “insan haklarına sığınarak eşcinsellik savunuluyor” diye yakındığı gibi gene aynı nakaratlarla (1, 2) cinsiyetçi ve homofobik hak tanımazlığa devam ediyor: “Bunu en çarpıcı biçimde feminizm ideolojisi ve eşcinsel dünya görüşünde görüyoruz. Hak, burada cinselliğe, dişiliğe, trans-cinselliğe eşlik etmeye başlıyor. Hak, tamamen sübjektif hale geliyor. Buna en etkili biçimde çocuk hakları söylemlerinde ve faaliyetlerinde şahit oluyoruz.”

Yeni Şafak “eski” yazarı Ergün Yıldırım, gazetesinin yayınladığı son “köşe” yazısına “Eşcinsel ideoloji” denilen küresel nakaratla devam ederken varacağı homofobik nefret söylemini de baştan belli etmiş oluyor: “Çocuk cinsel bir varlıktır ve cinselliği serbest yaşayacak! Yani pedofiliye merhaba! Çocuk istismarlığı ve pedofiliyi meşrulaştıran bir söyleme dönüyor eşcinsel ideoloji.”

LGBTİ+ toplumuna, kurumlarına ve kişilere karşı cinsiyetçi ve homofobik dezenformasyona ortak olma, doğrudan üretme, yayma ve teşvik etmede Yeni Akit’le yarışan Yeni Şafak, “eski” köşe yazarı Ergün Yıldırım’ın gözünün arkada kalmasına gerek kalmayacağını daha önce doğrudan göstermiş, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği üzerinden LGBTİ+ varoluşları “LGBT sapkınlığı” olarak itham ederken yetinmemiş “eski” köşe yazarı gibi “pedofili” ile ilişkilendirmişti.

Milat’ın “nörolog akupunkturist” yazarı “top” muhabbetini pek seviyor

LGBTİ+’ların hak ve özgürlüklerini tanımayan, eşit yurttaşlık hakkını inkâr yetmeyince yaftalayan, hedef gösteren, kriminalize eden, düşmanlaştıran, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemiyle nihayet “terör” ile ilişkilendiren hükümet yanlısı ve de muhafazakâr medyanın karalama ve nefret kampanyalarıyla işleyen tarzını yaz boyunca (1, 2, 3) devralan Milat isimli yayının köşe yazarı Ali Akben’in Ağustos’un ilk haftasından yazısı, “Help terörü” başlığını taşıyor.

Milat’ın “nörolog akupunkturist” köşe yazarı Ali Akben’i, geçen sene de Akit’te yazdığı iki köşe yazısıyla hatırlayalım: “…hatta cesaret ederlerse LGBT'li yoldaşlarla birlikte sokakları ısıtmaya bile çalışacaklar. Gezi zekalılar ve kaz kafalılar el etek ovuşturup çoktandır bekleşip duruyorlar.” Milat’ın ruh sağlığı uzmanı köşe yazarı gene geçen seneden Akit köşesinden pek sevdiği ve yaratıcı bulduğu anlaşılan nakaratlarla homofobik nefretini bir hafta sonra bir kez daha saçıyor: “Ellerinden gelse, gezi zekalılar ve kaz kafalıları toplayıp LGBT'li yaratıkların rengine bürünerek yakma ve yıkma görevini büyük bir zevk ile yapacaklar, ama şükür devletimiz dimdik ayakta.”

“Help terörü” başlıklı yazısından anlaşılan, ruh sağlığı uzmanı Milat köşe yazarını, “terör”den aşağısı kesmiyor. “Nörolog akupunkturist” Ali Akben, “soyu bozuk medyada help hastangı ile destek verenlere terörist demek gerek” buyuruyor. Gerisini tahmin etmek haliyle zor değil: “Sanatçısından siyasetçisine, ekonomistinden akademisyenine, botlar ve toplar ile renk cümbüşü LGBT den yerel yönetimcilere kadar liste uzadıkça uzuyor.”

Milat’ın “ruh sağlığı uzmanı”nın “top” muhabbetini pek sevdiği görülüyor: “Devletin yanında mısın? Yoksa evet yoksa başka yanlar mı arıyorsun? Bugün dahi devletimizin yanında olmadığını açık seçik beyan eden bot olmayan toplar ve alçaklar var medyada ve utanmadan sıkılmadan batıl davalarını savunuyorlar.”

Doğru Haber yazarı HDP’ye saydırırken arada tabii ki “LGBT”yi ihmal etmiyor

Doğru Haber köşe yazarı Mehmet Emin Özmen, “Perşembenin Gelişi” başlıklı köşe yazısında, “kırmızı çizgileri”nin “namus” olduğunu söylüyor ve ardından “namus”tan anladığının da “kadın” olduğunu ortaya koyuyor. Derken Hüda-Par’a bağlayan Doğru Haber köşe yazarı HDP’ye saydırırken arada tabii ki “LGBT”yi de ihmal etmiyor: “Bir gün bahsi geçen HDPKK, Kürt illerinde idareyi ele geçirecek olursa, yapacağı ilk iş çarşafı tamamen yasaklayıp… Şapka Kanununun benzeri kanunlar getirerek, İslami kisveleri toplumun üzerinden sıyıracak, Tevhidi Tedrisatlar uygulayarak kadim medreselerimizin kapılarına kilit vuracak, LGBT için gerekli bütün yasal düzenlemeleri yaparak basbayağı batıcı bir nesil yetiştireceklerdir.”

Diriliş Postası’nın “şair” köşe yazarına “LGBT” sansürü yetmiyor, sürekli yasak istiyor

Diriliş Postası köşe yazarı Yunus Emre Altuntaş, “Çocuk kitaplarında denetim sorunu” başlıklı köşe yazısında, kitap sektöründeki “denetim sorunu”ndan yakınıyor, “Yetişkin kitaplarında bilinçli tercihin yönlendirmesine karşın çocuk kitaplarında renkli ve albenili bir kapak tercih için yeterli olabiliyor” diyor.

Diriliş Postası’nın “şair” köşe yazarı, beylik girişin ardından uzatmıyor, “sapkınlar çocuklarımızı hedef alıyor” ve “sapkın kitaplar” nakaratlarıyla doğrudan “konu”ya giriyor: “Geçtiğimiz yıllarda çocuk edebiyatı adı altında yayınlanan pek çok kitapta siyasi, ahlak dışı, pornografik, eşcinsel öğelerin yer aldığının anlaşılması bu konuda daha dikkatli olmamız gerektiğini ortaya koyuyor.”

“Şair” köşe yazarı Yunus Emre Altuntaş, Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nun yoluna zaten Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu olarak devam ettiğini bilmezden geliyor: “LGBT, cinsel özgürlük, toplumsal cinsel kimlik oluşturma çabası adı altında çocuklarımızı zehirleyen bu yayınları denetleyen bir kurumun olmaması maalesef milyonlarca çocuğumuzu olumsuz etkiliyor." 

Diriliş Postası’nın “şair” köşe yazarına söz konusu “LGBT” olduğunda “sansür”ün yetmediği anlaşılıyor, daha baştan doğrudan sürekli yasaklama çağrısında bulunuyor: “Bu tarz sapkın kitapların tespiti ve engellenmesi noktasında ne Milli Eğitim Bakanlığının ne de Kültür Bakanlığının bir filtreleme çalışması bulunmuyor. Bazı veliler bu kitapların varlığından haber verip basına düştüğünde kısa vadeli bir tepki oluşuyor hepsi o kadar. Aynı kitaplar kısa bir aranın ardından yayınlanmaya devam ediyor.”

Aydınlık köşe yazarı emperyalist komployu deşifre ediyor: LGBTİ hareketinin aslında özgürlükle ilgisi yok!

Aydınlık köşe yazarı Zerrin Öztürk, gazetenin “Bindallı” isimli kadın sayfasında, “LGBTİ bölücü cinsiyet örgütüdür” başlığı altında sıraladığı cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarını geleneksel resmi ideolojik söylemler ve siyasi komplo teorileriyle harmanlıyor: “LGBTİ etnik ya da mezhepsel bölücülükten daha tehlikeli milletleri içerden çürüten bölücü bir cinsiyet örgütlenmesidir.”

Vatan Partisi İstanbul İl Disiplin Kurulu Başkanı da olan Aydınlık köşe yazarı Zerrin Öztürk, “LGBTİ hareketi” diyor, sonra da bilgiye ne hacet, “aslında özgürlükle ilgisi olmayan tam anlamıyla insanlığa ve milletlere yönelik bir cinsel şiddet aracı ve cinsel istismardır”a bağlıyor.

Aydınlık gazetesinin Vatan Partili köşe yazarı Zerrin Öztürk, “batı emperyalizmi, doğuştan gelen cinsel bozukluklara hoş görü gösterme perdesi altında cinsel sapkınlıkları yaygınlaştırıyor” söylemi için sıraladığı ömre törpü cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarını şöyle saçıyor: “ABD-AB merkezli işbirlikçi kuruluşlar dolgun fonları”, “cinsel kaos”, “toplumsal çürüme, çözülme”, “LGBTİ yani, sözde Sivil Toplum Kuruluşları (STK)”

“İç düşman” olmadan “emperyalizm”i n’apsın Aydınlık yazarı, onu da “Hemen söyleyelim” diyor ve “emperyalizmin ajanları”na bağlıyor pek orijinal köşe yazısını: “LGBTİ, milletleri kendi içinde ayrıştırma formülü olarak ABD-AB ideologları ve foncuları tarafından devreye sokulmuştur. LGBTİ’nin özü emperyalizmin hedefindeki milli devletlerde kişiyi hem kendi cinsine hem de kendi toplumuna yabancılaştırma projesidir. Dikkat edilirse kurtuluşu kendi özünde değil Batı kapılarında arayanların toplantı, miting ve sempozyumlarında LGBTİ özellikle öne çıkarılmaktadır. HDP, PKK bölücü örgütleri ve ne yazık ki CHP bu çürümeye öncülük etmektedir.” 

Elazığ Günışığı köşe yazarı, “LGBT”ye lanet okurken birden “akademisyen” olduğunu hatırlıyor

Elazığ Günışığı gazetesinden Nevin Çelik, “LGBT Normalleştirilmesi” başlıklı köşe yazısının “konu”sunu duyuruyor: “Konumuz: Normalleştirilen sapkınlık; başka bir deyişle LGBT’nin normalleştirilmesi.”

Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde “akademisyen” de olan Elazığ Günışığı gazetesi köşe yazarı, okurlarıyla “fikirlerini paylaşmak” istemiş: “LGBT, Lezbiyen-gey-biseksüel-transgender kelimelerinin baş harflerinden oluşan ve kadın-erkek cinselliği dışında kalan ilişki türlerini kapsayan bir kısaltma olarak kullanılıyor. Dünya kuruldu kurulalı bu tür sapkın eğilimler olmuştur. Ancak Allah gönderdiği tüm sahih dinlerde bu olayı açıkça sapkınlık olarak tanımlamış ve lanetlemiştir. Lut kavmiyle ilgili olarak Kur’an’da geçen açıklamalar Yaradan’ın konuya dair kararını çok net açıklıyor.”

Akademisyen köşe yazarının “sadece dini açıdan değil, sosyolojik açıdan da son derece sakıncalı” bulduğu “LGBT”ye dair “paylaşmak istediği fikirleri” bitmiyor: “Sakıncaları ister dini, ister sosyolojik, ister psikolojik olarak açıklansın, her açıdan ciddi boyutta olmasına rağmen maalesef yaşadığımız yüzyılda bu durum normalleştirilmeye hatta büyük çapta özendirilmeye çalışılmaktadır. Bakınız popüler dünyada kendilerine LGBT denilen kişiler bırakın sapkın olarak ilan edilmeyi yada lanetlenmeyi tam tersine topluma örnek olarak gösterilmeye başlanmıştır.”

Elazığ Günışığı gazetesi köşe yazarı Nevin Çelik, “sapkın” dediği “LGBT”ye “lanet” okurken birden aynı zamanda “akademisyen” olduğunu hatırlıyor: “İnsanların seçimleri kimseyi ilgilendirmez, seçimleri nedeniyle onları cezalandırmak asla bize düşmez. Yaşadığımız dünyada her türlü olgu mevcut. Bu da bir hayatın gerçekliği, ve bizler birey olarak herkesin özgürlüğüne saygı durmakla mükellefiz.”

Akademisyen köşe yazarı derken geri başa sarıyor: “Ancak sanat eserlerinde ve kültürel çalışmalarda bunları genel geçer insanlık halleri gibi göstermek problemli bir yaklaşımdır. İnsanın yaratılışına ters düşmektedir.”

Elazığ Günışığı gazetesinin akademisyen köşe yazarı nihayet homofobik inkâr (1, 2) ile “konu”yu kapıyor: “Ne yaIk ki bu kavramı/hayat tarzını toplum içinde daha görünür kılmak için uğraşıyorlar. LGBT’nin görünür olması kesinlikle problem teşkil ediyor, ve bana kalırsa ileride çok daha büyük problem olacaktır.”

Neyse ki sanatçı Sözeri’nin çalışma hakkı Konya’da bir kez daha engellendi de konserin körükleyeceği nefret söylemleriyle kamu düzeni bozulmaktan kurtuldu

Konya yerelinden Merhaba gazetesi köşe yazarı Tunahan Dağaşan, “LGBT ve Konya” başlıklı yazısında, “Şu ana dek yazmaktan kaçındığım bir konuydu. Hiç girmek istemedim...” dediği “konu”ya giriyor: “Lgbt; lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel ya da travesti kelimelerinin baş harflerinden…”

Köşe yazarının “konu” dediği “Konya'da 25 ağustosta trans bir sanatçının konser verecek olması”na ilişkin tartışmalarda, “bazı arkadaşları”, “"ne var bunda" dedi. "sanat bu"” derken, “Başka birisi” de, “öyleyse kamu spot reklamlarında da geyleri lezbiyenleri göstersinler, ekranlara aşı vurunun diye geyleri koysunlar” diyesiymiş. “Hz. Lut'u hatırlatan” da çıkmış, “yarın senin torunların da bu topluma katılacak, “dede ben trans ya da gey olmak istiyorum” diye bir talep ve görüşle gelirse ne diyeceksin?” diyenden “madem saygı duyuyorsun eniştenin, amcanın gey ya da trans olmasına da saygı duyar mısın?” diyene kadar… 

Konya Merhaba gazetesi köşe yazarı, “Bu konser Konya’da neden yapılıyordu? Neden başka bir şehir değil de muhafazakarlığı ile bilinen Konya’da!” diye sorarken, Konya memleketcomtr sitesi, “Konya'daki Ayta Sözeri konseri iptal edildi! Devreye Nusret Argun girdi! LGBT aktivisti Ayta Sözeri, Konya’da Dedeman Oteli’nde 25 Ağustos’ta konser verecekti. Otelin sahibi işadamı Nusret Argun duruma el attı”ğını çoktan yazmıştı.

Konya Merhaba gazetesi köşe yazarı Tunahan Dağaşan’ı pek dertlendiren konser, söylemden uygulamaya geçen cinsiyetçi-transfobik ayrımcılık çağrısıyla sanatçı Ayta Sözeri’nin çalışma hakkının Konya’da bir kez daha engellenmesiyle iptal edildi de, “Bunun yapılacak olması nefret söylemlerini körükleyip kamu düzenini bozmayacak mıydı?” kaygısı gerçekleşmedi.

Konya yerelinden bir başka isim de, Yenigün köşe yazarı Mehmet Ali Elmacı (1), “Uğur Başkan’ı neden sevmiyorlar?” başlıklı yazısında, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’a homofobik güzelleme çekiyor ve kurumsal ayrımcılığa çağırıyor.

Yenigün köşe yazarı, “Aydın Belediyesi LGBT reklamı yapıyor, kimseden ses yok… Ama… Konya Büyükşehir Belediyesi’nin bir caddeye koymak istediği isim, nedense birilerinin gündemine oturuveriyor” diye başladığı köşe yazısına yaydıra yaydıra homofobik nefrete teşvikle devam ediyor: “Şundan iyice emin olun ki… Bunlar değerlere karşı… Dini değerlerden bahsediyorum. LGBT’ye vize var ama muhafazakâr bir ismin cadde ismi olması düşüncesine bile tahammülleri yok… Aydın Belediyesi açık açık LGBT’yi desteklerken ses çıkarmayanlar, Konya Büyükşehir Belediyesi’nin küçücük bir adımına neden karşı biliyor musunuz? Konya’da LGBT’ye geçit yok. Şehrin halkı zaten izin vermez ama… Konya Büyükşehir Belediyesi de tüm imkanları kullanır bu tür sapkınlıklara izin vermez. Peki, ne yapar Konya Büyükşehir Belediyesi? Ortak hassasiyetlerimize sahip çıkar…”

Akit’in homofobik nefret köşeleri

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organı Akit’in Ağustos ayı köşelerinden Murat Alan, “Alın uçakları, boyayın LGBT renklerine, kurtarın THK’yı” başlıklı yazısında derdinin “orman yangınları” olmadığını, muhalefet karalama bahanesiyle LGBTİ+’ları hedef alan homofobik nefret siyaseti olduğunu bir kez daha gösteriyor: “İstanbul’a iki otobüs alamayan Ekrem İmamoğlu motor takar, depremde çökme tehlikesi geçiren belediye binasını onaramayıp direklerini LGBT renklerine boyatan Tunç Soyer kanatları boyar, Özlem Çerçioğlu pervaneleri halleder. Bedava uçuracak halleri de yok, Mansur Yavaş’ın adamları da yangın söndürme ihalelerine girip, “bize ne verecen abi” diyebilir. Hadi koşup alın o uçakları bakalım.”   

“Diyarbakırlı babalar, HDP’den geri döndüler!” başlıklı köşe yazısıyla Yeni Akit Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu’dan hep aynı nakarat: “Üyesi olduğu parti, okullardaki din derslerinden rahatsız.. Partisi, eşcinselliğin yaygınlaştırılmasından yana… Oysa, nerde bir eşcinsel eylemi var ise. Nerede bir feminist eylem var ise.”

Akit köşe yazarı İbrahim Karataş, “Yangınlar ve zihniyet travestileri” başlıklı köşe yazısında ne dediğin farkındaysa şayet kurumsal ayrımcılığa çağrı yapmakla yetinmiyor açıktan nefret suçuna teşvik ediyor: “Bu zihniyet bir virüs olup aşısı yoktur. Tıpkı travestiler gibi; ne erkek kalabildiler ne de kadın olabildiler. Bunların içindeki ateş ormanın ateşinden büyüktür. Müsaade edilirse o ateş herkesi yakar. Edilmezse ateş sadece onları yakar bitirir. Birlik ve beraberlik için hepimize düşen görev, bizden olmayan bu yabani (yabancı değil) zihniyeti mevcut nesle hapsedip sonraki nesillere aktarımını engellemektir. Çünkü mezkur zihniyet habistir. Toplum içinde yanmaya hazır odun gibiler. Toplumu yakmadan toplumdan ayıklamak lazım.”

Daha önce de, “İstanbul Sözleşmesi”nden girip “LGBT”den çıkarken “Fuhuş kokulu fikirler” saçan Akit yazarı İlhan Oral, “Feminizm tahribatı devam ediyor” başlıklı köşe yazısında, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin ardından aynı cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarını tekrarlamaya devam ediyor: “Feminizm “fuhuş hastalığını” hız kesmeden yaymaya devam edecek ve onlar fuhşu yaymakta hiç geri adım atmayacaklardır…. Üstelik feminizm akımı, dünya çapında destek arayıp hem de LGBT gibi “Fıtrat” düşmanlarının da finansörlüğünü üstlenerek…”

Her gün ama her gün “köşe” dolduran Akit yazarlarından Abdurrahman Dilipak, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemini komployla harmanlarken, hep aynı cinsiyetçi ve homofobik söylemle LGBTİ+’ları da kattığı yazılarına devam ederken, Ağustos ayında ise “Kod adımız GENDER. Cinsiyetimiz bile artık “toplumsal”. Yani değişken.” ve “Siz resmen “din, ahlak, gelenekten bağımsız” bir BİREY’siniz artık. Siz bir GENDER’siniz, açın bakın kimlik kartınıza, pasaportunuza!” nakaratlarının “LGBT”yi geride bıraktığı görüldü.

“Evet, daha bugünden nüfus cüzdanlarımıza GENDER yazdılar. Yaratılışı reddeden biyolojik cinsiyeti, yasamıza soktular.”

“Bizimkiler İstanbul sözleşmesinin peşine nasıl takıldılar, Lanzarotte’ye destek verdiler, GENDER ve BİREY tanımından nasıl rahatsız olmuyorlar, “toplumsal cinsiyet” konusunu artık nasıl kabul eder hale geldiler!”

Akit köşe yazarı Abdurrahman Dilipak, “Kurtarıcılardan kurtulmak!” başlıklı yazısında, “AK Parti birileri üzerinden mayınlı tarlaya sürülüyor. Bunun son örneği Hayvan Hakları yasası. Bakın İstanbul sözleşmesi, Lanzarote…” diye devam ediyor: “Görünen o ki, söz konusu ABD, AB ise, bunlar için gerisi teferruat. “Nüfus cüzdanlarına GENDER yazılacak, yaz!” LGBT’ye söz etme cesareti gösteren var mı! İstanbul sözleşmesinin arkasına saklanıp emin adımlarla yürüyorlar. ABD Başkanı Biden öyle istiyor çünkü. AB öyle istiyor, İngilizler öyle istiyor…”


Etiketler: medya
Bayram