10/06/2021 | Yazar: Ali Erol

Mayıs ayının homofobik nefret “köşe”leri Akit, haber7 ve Anadolu Gazete yazarlarından

Sözleşme feshiyle yetinmeyen muhafazakâr “köşe”ler, LGBTİ+ realitesine inkâr ve imha istiyor Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

İstanbul Sözleşmesi’nin feshiyle yetinmeyen muhafazakâr gazete “köşe”leri, LGBTİ+ realitesine inkâr ve imha istiyor…

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan, LGBTİ+’ları düşmanlaştırarak hedef gösteren gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz. Mayıs ayının cinsiyetçi ve homofobik nefret “köşe”lerini Yeni Akit, haber7 ve Anadolu Gazete yazarlarından seçtik.

Bir Akit klasiği: Muhalefet karalama bahaneli homofobik nefret nakaratı

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik etmede iktidarın “yaygın medya organı” halini almış olan Akit’in köşe yazarı, aynı zamanda Yeni Akit Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu karalamasına Mayıs ayında da devam etti.

“Bir Ekrem klasiği: “Ben sorumlu değilim!”” başlığı altında, “bir Akit klasiği” olarak, İBB Başkanı’na yönelik karalama her zamanki gibi gene homofobik nefret nakaratlarıyla geliyor: “Bu adamlar, Türkiye’yi yönetmeye kalkışıyorlar.. İstanbul’u çok yönettiler.. Kadrolaşmadan başlayın, hiçbir İstanbullunun derdi olmayan eşcinsel evlilleklere toplumu hazırlamaya kadar..”

Akit yazarı Karahasanoğlu, bezdirici tekrarlarıyla sündürdükçe sündürdüğü köşe yazılarında muhalefet karalama bahaneli homofobik nefret nakarat sazını çalmalara doyamıyor.

Akit köşe yazarının, “HDP ile ittifak yok, ama bakanlık var!” başlıklı, Mayıs ayından ikinci yazısı: “İstanbul’daki belediye başkanları, “Eşcinsel evliliğe Türk toplumu hazır değil. Biz o hazırlığı yapacağız” demişti ya.. Ekrem İmamoğlu, Türk toplumunu eşcinsel evliliğe hazırlarken.. Kemal Kılıçdaroğlu da, Türk toplumunu CHP+İP+HDP ittifakına hazırlıyor..”

LGBTİ+’ların varlığını ve kent hakkını inkâr eden ayrımcı muhafazakâr siyasetin temsilcisi AKP’li meclis üyelerinin cinsiyetçi, homofobik ve transfobik nefret söylemleriyle, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı belediye meclislerinde sürdürdükleri muhalefeti hatırlayalım: 1, 2, 3

Akit’in psikiyatr yazarı fesihle yetinmiyor, inkâr ve imha istiyor

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik kadrolu (1, 2, 3, 4, 5, 6, 7) dezenformasyon korosunun cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratçılarından Akit “köşe” yazarı Sefa Saygılı’ya, İstanbul Sözleşmesi’nin feshi (1, 2) yetmiyor.

Daha önce de, “insanlığın LGBT’lilere değil sağlıklı bireylere ihtiyacı vardır… bizlere ve bütün sağduyulu insanlara, kurum ve kuruluşlara düşen görev arızalı tiplerin değil sağlıklı insanların yaygınlaşmasını sağlamaktır” buyuran Akit’in “psikiyatr” köşe yazarı, “Feministler yine mi kazandı?” başlıklı yazısında gene cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarını sıralıyor: “aileyi ve insanlığı yok eden, feminist ideoloji… saplantılı feminist düşünce… kadın hakları, eşitlik gibi masum talepler… sınırsız cinsel özgürlük, eşcinsel hakları ve sonucunda erkek düşmanlığına varan istekler… fuhuş yapmak, seks işçiliği suç değildir… feminist politikalardan vazgeçilmelidir…”  

Akit’e yakışan 17 Mayıs yazısı: “LGBT ve daha birçok “aileyi ve toplumu ifsad eden” gruplar” 

Akit’in Ankara temsilcisi ve yazarı Hacı Yakışıklı, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtı Gün tarihli köşe yazısında, “Mehmetçik’e karşılar, İsrail’e sessizler ve içimizdeler” başlığı altında gene “LGBT” (1, 2, 3, 4, 5, 6) ve “iç düşman”a bağlıyor.

“CHP’li belediyeler “eşcinsellerin” gününü(!) büyük bir coşkuyla kutlarken, İsrail’in zulümlerine sessiz kaldılar. Şimdi biz bu duruma “Bize ne?” diyelim mi? 

Aralarında tepki gösterenler olmuşsa da gözümüzden kaçmış olabilir. Ama bir saniye..! Lezbiyen, gay, biseksüel, transeksüel ve daha birçok “aileyi ve toplumu ifsad eden” gruplara gümbür gümbür destek verirken, ortalığı algı yönetimleriyle yıkarken nasıl oluyor da mazlum halklar için sesiniz hiç çıkmıyor yahut duyamayacağımız kadar cılız çıkıyor!”

Dilipak, suçunu biliyor: “LGBT+’a karşı ayırımcılık yaparak toplumda nefrete sebeb olduğum için” 

Her gün ama her gün “köşe” dolduran Akit yazarlarından Abdurrahman Dilipak, cinsiyetçi ve homofobik nefret söylemini komployla harmanlarken, hep aynı nakaratla araya LGBTİ+’ları da kattığı yazılarına Mayıs ayında da devam etti.

Akit köşe yazarı Dilipak, Mayıs ayının açılışını, “Mayıs ayının rutin gündeminde birtakım uluslararası komik günleri” sayarak yapıyor: “17 Mayıs Uluslararası Homofobi Karşıtı, LGBTQI+’a saygı Günü…”

LGBTİ+ yurttaşların anayasal haklarını kullanmak istemelerinden ne anladığını, “Evet insanlar azar oldu, bu iş azar azar oldu! Bu işler olurken, azarlayan olmadı” sözleriyle anlatan Akit yazarı Dilipak’ın insan haklarını tanımayan, ayrımcı, cinsiyetçi, transfobik ve homofobik nefret nakaratlarından komployla karışık Mayıs seçkisi…

“Bakın, bu iklim değişikliği Global reset, Starlink, Neuralink, 5G, transhumanizm, LGBT, İstanbul sözleşmesi, CoVID farklı konular değil.”

“Ha bir de, “fahişe ve türevleri” var. Muhatabı belli, aktüel bir gerçeklik olarak İnsan Kaynaklarında LGBT’ye pozitif ayırımcılık kararı alan holdinglerin karşısında, “bu fahişelere ve onların türevlerine karşı” bizim yeşil sermaye ne yapıyor?  Bu fahişe ve türevleri kim? “Lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel ve onların türevleri de (+)ları.” Bunlar baş harfleri ile kodlanan da LGBT+ oluyor. Bunlara pozitif ayırımcılık uygulanacak, ama bunların Türkçesini yazarsan suçlanacaksın. Böyle bir mantık olabilir mi? Bu pozitif ayırımcılık nereden kaynaklanıyor, İstanbul Sözleşmesindeki “Toplumsal Cinsiyet”ten. Onlar kendilerini bildikleri için zaten sosyal media’dan hakkımda yaygara koparttılar ve bunun sonucu olarak da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, İstanbul Sözleşmesi ve dayalı yasal mevzuatla koruma altına alınan LGBT+’a karşı ayırımcılık yaparak toplumda nefrete sebeb olduğum için üyesi olduğum TGC’den ihraç edildim.” 

“Bunlar tam bir BİREY. Din, ahlak ve gelenekten bağımsızlar. Gırtlaklarına kadar fuhuş bataklığındalar. Ahlaken LGBT’lilerden daha temiz değiller, ama bir de “münafık”lık yapıp “namuslu” gözüküyorlar.”

“Bunların “İstanbul sözleşmesi” ile bir dertleri olmadığı gibi GENDER konusunda da bir endişe duymuyorlar, din, ahlak, gelenek ve cinsiyetten bağımsız BİREY olmakla da bir dertleri yok sanki. Tabii LGBT (Türkçesi bu fuhşiyat topluluğu, fahişe ve türevleri) ile de sanki.”

Haber7’nin siyasal bilgiler akademisyeni, LGBTİ+ realitesine siyasal inkâr öneriyor

haber7 sitesi yazarlarından Recep Bozdoğan, “Sözde değil özde mücadele” başlıklı köşe yazısında, İstanbul Sözleşmesi üzerinden gene aynı cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarına devam ediyor.

haber7 yazarı, aynı zamanda, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler’den Recep Bozdoğan, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin feshi vesile LGBTİ+ toplumuna karşı cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarını önceki ay saydırmıştı: “Cinsel yönelim”, “toplumsal cinsiyet kimliği”, “insan tabiatına aykırı tercihler”, “insan tabiatına aykırı arayışlar”, “gayrimeşru yaşamlar”

Akademisyen ve köşe yazarı Recep Bozdoğan, İstanbul Sözleşmesi’ni “murdar” ettiğini söylediği ve İstanbul adını “leke”liyor diye eklediği kavramları küfür gibi saymaya Sabah gazetesinde devam etmişti: “cinsel tercih”, “toplumsal cinsiyet kimliği”, “ayrıntıya gizlenmiş şeytan”, “hedonistler”, “insan tabiatına aykırı sözde hak arayışları” 

2012 yılında ilk olarak Türkiye tarafından imzalanan ve 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’nin imzacı devletlere getirdiği yükümlülükler olan kadına karşı şiddeti önleme, şiddetten koruma, şiddet eylemlerini kovuşturma ve mağdur destek mekanizmaları oluşturma uygulamalarını sanki Türkiye yerine getirmiş gibi, haber7 sitesi yazarı Prof. Dr. Recep Bozdoğan, “güya 2011 yılından itibaren yürürlükte olan, ama dilek ve temennilerden öteye gidemeyen” diyerek, yükümlüyü değil metin olarak sözleşmenin kendisine laf etme manipülasyonundan medet umuyor.

Akademisyen köşe yazarı yetinmiyor, gene daha önce “murdar” olarak nitelediği cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratlarını sıralıyor: “kendi gayri meşru hayat tarzlarını toplumsal düzenin bir parçası haline getirmek isteyenlerin ağzında sakıza dönüşen İstanbul Sözleşmesi”

Siyasal Bilgiler akademisyeni Recep Bozdoğan, İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin ardından yine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla ilan edilen İnsan Hakları Eylem Planı’na güzelleme çekmeyi gene LGBTİ+ realitesinin siyasal inkârında buluyor: “Türkiye, kadına karşı şiddetin önlenmesinde son yıllarda aldığı radikal tedbirlere, çok daha güçlülerini eklemiş olacak. Üstelik “cinsel yönelim” ve “toplumsal cinsiyet kimliği” gibi girdapların doğmasına fırsat vermeden. Gerçekten kadınları ve kadın haklarını koruyarak. İnsan onuruna ve insan tabiatına en uygun hayat tarzını teşvik ederek.”

Anadolu Gazete yazarından defne yağının yanında homofobik nefret bedava

Ankara yerelinden Anadolu Gazete köşe yazarı Enver Baltaş, “Aile, vatan ve namus bildirisi” başlıklı köşe yazısında, küfür, hakaret, cinsiyetçi ve homofobik nefret suçunun yanlarına kâr kalacağını bilmenin rahatlığıyla herkes “köşe”sini doldururken kendisinin ne eksiği olduğunu düşünmüş, düşünmekle yetinmeyip bir de söyleme dökmeye karar vermiş. 

Defne yağı pazarlamacısı köşe yazarı Enver Baltaş’ın “pazarlama” işini bildiği anlaşıyor ama pazarlama payıyla da yetinmediği görülüyor: “Dünyada korona virüs'ü önleyecek aşı sözkonusu değil. Aşılar insanoğlunun başına büyük belalar açabileceğine inanıyor ve bu konunu detaylı araşştırılması gerektiğini düşünüyorum” 

LGBTİ+’lara sallamak, kopyala-yapıştır saydırmak nasıl olsa bedava değil mi diye düşünen defne yağı pazarlamacısı, homofobik nefret suçuna ortak olma, yayma ve teşvik etmeyi de Anadolu Gazete köşesinden “pazarlama”ya katmakta bir sakınca görmemiş: “Sürekli cinsel bölücülük üreterek erkek, aile, namus, vatan, millet, din ve devlet düşmanlığı yapan, doğal kadın-erkek dengesini bozarak sosyal terör üreten Feminist ve LGBT dernekleri sosyal terör örgütü ilan edilerek kapatılmalı; elebaşları tutuklanarak yargılanmalıdır. Vatandaşların cinsiyet temelinde sürekli kışkırtılmalarına ve ayrıştırılmalarına dönük bölücü zihniyetin kökü kurutulmalıdır.”


Etiketler: insan hakları, medya, nefret suçları