14/09/2022 | Yazar: Ali Erol

LGBTİ+ düşmanlığında ortaklaşan Ağustos nefret “köşe”leri Yeni Şafak, Star, Milat, Aydınlık, Sabah, Independent Türkçe, Türkiye Gazetesi, Diriliş Postası, Yeni Akit ve yerel basından geldi

2022 Ağustos ayının homofobik nefret “köşe”leri Kaos GL - LGBTİ+ Haber Portalı

Homofobik nefret söylemiyle bendini aşıp “köşe”lerine sığmayan, LGBTİ+’ları düşmanlaştırarak hedef gösteren gazete yazılarını okumaya devam ediyoruz…

LGBTİ+ toplumuna, kurumlarına ve kişilere karşı cinsiyetçi ve homofobik dezenformasyona ortak olan, doğrudan üreten, yayan ve teşvik eden muhafazakâr ve hükümet yanlısı medya organlarından köşe yazılarını Ağustos ayı boyunca

Yeni Şafak, Star, Milat, Aydınlık, Sabah, Independent Türkçe, Türkiye Gazetesi, Diriliş Postası, Yeni Akit ve yerel basın (Giresun Gündem, Kayseri Gündem, Kayseri Sun Haber, Malatya Net Haber, Konya Hakimiyet, Demokrat Kocaeli, Bursa Genç Gazete, İstanbul İstiklal, Karadeniz’den Günebakış) yazarlarından derledik.

Yeni Şafak’ın LGBTİ+ karşıtı “haber” yapması engelleniyormuş

Yeni Şafak yazarı Ersin Çelik, “Ne yani LGBT hakkında haber yapamayacak mıyız?” diye soruyor!

Nefret söylemini doğrudan üreten, yayan, okurlarıyla takipçilerini teşvik eden Akit ile yarışan muhafazakâr merkez medyadan Yeni Şafak; LGBTİ+ kurumlarını kriminalize etme ve hedef göstermekte Yeni Akit’ten geri kalmayan Yeni Şafak; karalama kampanyasıyla düşmanlaştırdığı Kaos GL Derneği’ni bir dizi manşet serisiyle doğrudan hedef almakla yetinmeyip LGBİ+ derneklerini “ajan” yaftasıyla karalayan Yeni Şafak gazetesinin köşe yazarı, “Haber yapmamız engelleniyor” diyor!

LGBTİ+’ların anayasal tanınma, ayrımcılıklara karşı güvence ve eşit yurttaşlık hakkını inkâr gereği yaftalama, hedef gösterme, kriminalize etme yetmeyince nihayet LGBTİ+’ları “terör” ile ilişkilendiren nefret korosundan Yeni Şafak gazetesinin internet servisinin homofobik nefret yayını yalanlandı diye yakınıyor köşe yazarı Ersin Çelik!

Yeni Şafak internet servisinin mikrofon tuttuğu “uzman, cesur ve de bilimsel” isimlerinin nefret nakaratlarına 12 sene önce cevap verilmemiş gibi, heteroseksist cinsiyet rejiminin ürettiği toplumsal homofobiyi görmezden gelen yaklaşımın üretmekten vazgeçmediği dezenformasyonun bir kez daha yalanlanmasından dert yanıyor Yeni Şafak köşe yazarı!

Homofobik sayılmaktan yakınırken nefret söylemi saçmaktan vazgeçmeyen Yeni Şafak yazarı, “LGBT sapkınlığına karşı harekete geçip güçlü tepkiler ortaya kocayacağız” hedefiyle “homofobik” denilme kaygısından kurtulduğunu ilan etmesinin ardından, Temmuz ayında, nihayet, “Anayasal haklardan siyasal katılma hakkını LGBTİ+ yurttaşlara tanımadığını” söylemekte hak, hukuk ve demokrasi açısından beis görmediğini açıktan belli etmişti.

Yeni Şafak köşe yazarı Çelik, “alanında uzman altı hocanın görüşleri” sanki yıllar yıllar önce yalanlanmamış gibi, “LGBT dosyamıza konuşan uzmanları hedef alan ve mesleki bilgilerini, kariyerlerini boşa düşürme amaçlı bir analiz yayınladı” diye teyitorg’u şikayet ediyor: “Teyit, Yeni Şafak’a konuşan uzmanların adını anmamış fakat dördü profesör ikisi alanında isim yapmış 6 uzmanın karşısına konulan Seven Kaptan’a dikkat çekmek istiyorum. Kendisi bir LGBT aktivisti.”

“LGBT lobisi”, “tedavi”, “LGBT propagandası”, “fon” nakaratlarıyla devam eden Yeni Şafak internet servisi genel yayın yönetmeni Çelik’in yazısını bir de Akit servis ediyor: “…küreselçi/siyonist ideolojiye hizmet eden sosyal medya…”

Yeni Şafak köşe yazarı Çelik, Ağustos ayındaki nefret köşelerine, “LGBT ideolojisi: Anne-baba olmayacak nesil inşa ediliyor” başlığı ile devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, cinsel yönelim ayrımcılığına karşı yasal koruma sözünü hatırlatarak başlayan Yeni Şafak yazarı, “Soyu kurutuyorlar!” diyor, sonra da yazdıklarının komplo olmadığını söyleme gereği duyuyor: “LGBT ideolojisi geleceğin anne babalarının, çocuk sahibi olmasını faşist uygulamalarla önlemeye başladı. Yazdıklarım, aktardıklarım komplo teorisi değil. Her şey gözlerimizin önünde yaşanıyor.”

Polonya’nın katolik kurumsal homofobik siyaseti ve yandaş medyasının nefret diliyle dolaşıma giren, devlet başkanı Duda’nın nefreti körüklemek için 2020 başkanlık kampanyasında sarf ettiği, “bayanlar baylar, bize onların [LGBT] insan oldukları söyleniyor, bu yalnızca bir ideoloji” söylemini takip eden Yeni Şafak köşe yazarı Ersin Çelik, ayrımcı nefret nakaratlarını Akit’ten Dilipak’ın ilgili ilgisiz her yazısında harmanlayıp bıktırasıya sıraladığı söylemlerle tekrar ediyor: “LGBT ideolojisi tüm dünyada meşru olma ve destek bulma aşamalarını geçti. Zamanın yetişkinleri ve gençlerine “farklı cinsel yönelimlere saygı duyma dayatması” eşiği çoktan aşıldı. Bilimsel hiçbir kanıtı olmamasına rağmen “homosek-süellik doğuştandır” fikrini ortaya atıp Dünya Sağlık Örgütü ve güdümündeki doktorları sözcü yaptılar… Dünyanın nüfusunu bir milyara düşürecek proje… LGBT ideolojisi… Yazdıklarım, aktardıklarım komplo teorisi değil…”

Yeni Şafak yazarı, Ağustos ayından, “50 bin kişi LGBT’ye karşı yürüdü kimseler duymadı!” başlığı altında bu kez Sırp Ortodoks Kilisesiyle hristiyan sağını selamlıyor. EuroPride 2022’nin, “Belgrad hazır!” mesajıyla 12-18 Eylül 2022 tarihleri ​​arasında Belgrad'da düzenlenecek olmasına karşı yürüyenlerin nefret siyasetini savunan Yeni Şafak yazarı, Sırp Ortodoks Kilisesi piskoposunun “silahım olsaydı kullanırdım” söylemini ve de sadece LGBTİ+ düşmanlığıyla yetinmeyen sağın aynı zamanda Kosova’yı Sırbistan’ın parçası saymasını bile “konu” LGBTİ+ inkârı olunca görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Sırp medyası göstericilerin sayısını 10 bin olarak verirken (Aydınlık, yaklaşık 30 binle yetindi) Yeni Şafak yazarının gönlünden 5 katının geçmesini geçelim, Sırp piskoposun sarf ettiği homofobik nefret söylemi ile silahlanma çağrısını görmezden gelip, “Birçoğu karı koca. El ele tutuşmuşlar. Bazı babalar çocuklarını omuzlarına almış” güzellemesi çekerken, sadece Eylül ayında yapılması planlanan EuroPride yürüyüşüne karşı olmakla kalmayıp Sırbistan’ın ilk kadın ve eşcinsel Başbakanı Ana Brnabić’in siyasete devam etmesine de karşı olduğunu öğreniyoruz: “Görüldüğü gibi LGBT lobisi her alanda ve var güçleriyle baskı uyguluyor. Popüler iletişim kanallarını ve içerik platformlarını kullanarak toplumsal zemin oluşturamadıkları ülkelerde yönetimleri siyasi baskı altına almaya başardılar. Zaten LGBT ideolojisini mevcut dünya düzeninde siyasetten ayrı düşünemeyiz.”

LGBTİ+’ların hak, hukuk, hürriyet ve anayasal eşit yurttaşlık mücadelesini “eşcinselliği yaygınlaştırmak” nakaratıyla karşılayan Yeni Şafak yazarı, Temmuz ayında, “LGBT örgütleri”ni, “siyasi zemin oluşturma çalışmaları yürütmek”le eleştirmiş, “çok değil 10 ay sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin öncesinde” Anayasal haklardan siyasal katılma hakkını LGBTİ+ yurttaşlara tanımayarak “altılı masa”yı “LGBT siyaseti”yle devirme ümidini belli etmişti. Ağustos ayında ise Sırbistan’dan “2023 seçimleri” için Türkiye’ye dönüyor ve gene “LGBT siyaseti”yle devam ediyor: “CHP ve HDP, partiler düzeyinde LGBT örgütlerine ev sahipliği yapıyorlar. Etkinliklerine katılıyor, siyasi vaatler veriyorlar. İktidarın ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavrı ise çok net. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması en bariz gösterge. Asıl sorun ise medyada. Açıkça söylemem gerekiyor; Yeni Şafak’ın yaptığı haberler medyaya biraz da olsa yön verdi. Fakat yeterli değil. Halk, artık konuşulmamasını değil; neslin devamının tehlikede olduğuna dikkat çekilmesini istiyor. Sırbistan’da yaşananları hem dini, hem politik, hem medya hem de sosyolojik açıdan derinlemesine analiz etmeliyiz. Bence, 2023 seçimleri LGBT konusunda da belirleyici olacak.”

Yeni Şafak yazarı Ersin Çelik, “Sıra eşcinsellerin Türkiye’de çocuk büyütmesine geldi” başlıklı köşe yazısıyla devam ediyor: “LGBT ideolojisi…” Nasıl olsa, Yeni Şafak internet servisinin mikrofon tuttuğu o “uzman, cesur ve de bilimsel” isimlerden biri de çıkıp, “yapmayın Ersin bey, ebeveynin eşcinsel olması, bakıp büyüttükleri çocuklarının da “eşcinsel” olacağı anlamına gelmez, tamam, “LGBT”lere sapık diyorsunuz da, küfrün de bir adabı olur ne ima ettiğinizin farkında mısınız” demeyecek: “LGBT ideolojisinin büyük hedefi çocuklar.” Yeni Şafak yazarının, gene o “uzman, cesur ve de bilimsel” isimleri, konuştukları gazetenin internet servisi yönetmenine, “ama Ersin Bey, cinsel rıza yaşı ile cinsel kimlik yaşı aynı şeyler değildir, elbette “trans çocuklar vardır”, sizin heteroseksüel cinsel yöneliminiz nasıl ki TC yasal cinsel rıza yaşı olan 18 yaşınızda ortaya çıkmadıysa, o insanların da cinsel yönelimleriyle cinsiyet kimlikleri sizinle benzer gelişim dönemlerinde ortaya çıkar, ha, sadece içinde bulundukları kültürel ortamlara göre adlandırılışlarıyla anlamlandırılışları farklılık gösterir” diye de eklemeyecekler.

Yeni Şafak Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Hüseyin Likoğlu, 6’lı muhalefet zirvesinin ardından “Temel Bey!”i “LGBT” ile karalamaya kalktığında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde LGBTİ+’ların kent hakkını inkâr eden AKP muhalefetinin nefret nakaratını tekrar etmekten medet ummuştu. “CHP’nin çalıntı olmayan tek vaadi” başlıklı köşe yazısında ise aynı nakaratları bu kez doğrudan “CHP” üzerinden tekrar ediyor: “CHP, yerel seçimlerden önce çokça vaatte bulundu. Vaatlerinin büyük bir bölümünü unuttu, yerine getirmedi veya getiremedi. Ama LGBT konusunda vaatlerini yerine getirmek için bütün imkânlarını seferber ettiklerini ne yazık ki görüyoruz. CHP’li belediyelerde LGBT eğitimi, ana görev haline geldi. Evet, CHP’nin kendine ait bir vaadi var ve o vaat çok ciddiye alınmalı…”

Temmuz ayında, “LGBT ve lobisinin baskısı”ndan bahseden Yeni Şafak köşe yazarı Ayşe Böhürler, “Tabula rasa ve cinsiyetten arındırma” başlıklı Ağustos yazısında, “Bir heva ve heves… Onun peşinde ziyan olan bireyler, nesiller, toplum...” diyerekten cinsiyet kimliği gereği tıbbi ihtiyaçların karşılanması ve sağlığa erişim hakkının hayata geçirilmesinden dert yanıyor.

Star yazarı, “muhafazakâr STK’lar”ın sessizliğinden yakınıyor, “sapkın LGBT”lere karşı Devlet’i doğrudan göreve çağırıyor

Homofobik nefret söylemine “inanç ve ahlak” serbestisi isteyen Star yazarı Mustafa Sabri Beşer, “sapkın LGBT toplulukları”, “LGBT'lilerin sapkın yaşam tarzları”, “LGBT bir sağlık sorunudur, hastalıktır”, sonra gene “sapkınlık”, sonra bir daha “LGBT sapkınlığı” gibi pek orijinal nakaratları saydıra saydıra “Özgürlük şemsiyesinde sapıklar” söylemi saçmaya devam ediyor.

Ayrımcı tutum, davranış ve uygulamalara karşı yeterince nefret söylemi saçıp, nefret suçlarına davetiye çıkaramamaktan yakınan Star köşe yazarının, nihayet, “korku bariyerleri”ni aştığı anlaşılıyor: “Bizim de bir ailemiz ve çocuklarımız yok mu? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yaşasın diye mi düşünüyoruz? Bu yılan öyle bir yılan ki korkarım bu gidişle ısırmadık aile bırakmayacak!”, “Devlet ve STK'lar bu alanı boş bırakırlarsa, bütün bir coğrafya için sonuçları ağır olur! Bütün bir devlet olarak koca bir toplumu heder etmenin hesabını ne bu dünyada ne öte dünyada veremeyiz, haberimiz ola!”, “Acaba seslerini çıkarmaları için Filistin'in İsrail tarafından işgal (1, 2, 3) edildiği gibi ülkemizin LGBT tarafından işgal edilmesi mi gerekiyor?”, ““Altılı Masa” denen garabet yapıda bulunanların da sesi çıkmıyor nedense. Bu zatlar Müslüman olduklarını ve dini bütün yaşadıklarını söyleyeceklerdir. Ancak celladına âşık olmuş maşuklar gibi aileyi ifsat edenleri destekleyen CHP'nin izindeler!”

LGBTİ+’ların hak hukuk hürriyet ve anayasal eşitlik taleplerini inkâr eden Star yazarı Mustafa Sabri Beşer, Temmuz ayında, “Devlet, sigara ve uyuşturucu maddelerle verdiği mücadeleyi LGBT sapkınlığı için de vermelidir. Bu konuda gerekirse yasal düzenlemeler çıkarılmalı, bu sapkınlık kontrol altına alınmalı ve yok edilmelidir” buyurmuştu; Ağustos ayında ise “muhafazakâr STK'lar”ı göreve çağırıyor: “Ülkemizde şu ana kadar adamakıllı LGBT karşıtı bir STK eylemi göremedik! Beyazıt Meydanı'nda defalarca gücüne şahit olduğumuz muhafazakâr STK'lar, LGBT konusunda derin bir sessizliğe bürünmüş durumdalar.”

Star yazarı, “sapkın LGBT toplulukları” söylemi saça saça, Anayasal haklar kapsamında Dernekler Kanunu’na göre kurulmuş LGBTİ+ derneklerinin ifade ve örgütlenme özgürlüklerini kullanarak yürüttükleri faaliyetlerden dert yanıyor: “Sapkın bir yaşam biçimini hayata geçirmeye çalışan LGBT toplulukları, STK'ların bu avantajlarını çok iyi kullanıyor. Yaşam biçimlerini daha geniş kitlelere (b)ulaştırma adına STK'ların gücünü sonuna kadar kullanan LGBT toplulukları bu alanda başarılı da (!) oluyorlar. Özellikle CHP'nin ve CHP'li belediyelerin de desteğini alan LGBT grupları, genç kitlelerin toplandığı konser alanlarında pervasızca gövde gösterisi yapıyorlar. CHP'li İBB tarafından Yenikapı meydanında düzenlenen konserlerde LGBT bayrağı açmamak suç haline geldi! Sapkın LGBT topluluklarının simgeleri kutsallaştırılıyor, sanatçılar ve konsere katılanlar tarafından LGBT bayrağı açmak kutsal bir görev haline dönüştürülüyor.”

Homofobik nefret söylemiyle ve “sapkın” yaftasıyla hedef gösterdiği LGBTİ+ kurumlarına karşı nefret suçu işlemeye çağırdığı “muhafazakâr STK’lar”ı yeterli görmeyen Star yazarı dön geri başa, kurumsal ayrımcılık için Devlet’i göreve çağırıyor: “İsteriz ki devlet, gücünü kullanarak meydanı sapkınlara bırakmasın… CHP sanata dair enstrümanları kullanarak bu sapkınlığı destekliyor… Devlet ve STK'lar bu alanı boş bırakırlarsa, bütün bir coğrafya için sonuçları ağır olur!”

Star yazarı Mustafa Sabri Beşer’e destek, kendine yakışır söylemle Akit’ten geliyor: “Batı'nın da desteğiyle Türkiye'deki LGBT'li sivil toplum örgütleri hızla büyüyor ve yayılıyor. Son günlerde hayvanlarla cinsel ilişkiye girmeyi dahi normalleştirmeye çalışan bu şeref haysiyet yoksunu 'işgalci' yapılar CHP ve HDP gibi partilerden de sınırsız destek buluyor. Star Yazarı Mustafa Sabri Beşer bugünkü köşe yazısında bahsi geçen konuyu ele aldı. İşte o yazı…”

Bir başka Star yazarı Sibel Eraslan, (1, 2, 3) “İnsanın kıyameti…” başlıklı köşe yazısında, Yeni Şafak’tan Ayşe Böhürler’in “Tabula rasa ve cinsiyetten arındırma” yazısını tekrar ediyor: “Oysa bugün zaten bu cinsiyetsizleştirme propagandasının objeleri halinde tüm çocuklar... Çocuklarımızı kimliksizleştirerek, kendi değerlerimizden kopararak, cinsiyetsiz bireyler yetişmesini sağlayarak, emperyalizmin yeni köleleri haline getiriyorlar.”

Hükümet medyasından bir diğer isim, Star köşe yazarı Hüseyin Gülerce, “Bir ipte 6 cambaz, yedinci alttan ipi sallıyor…” başlığı altında, muhalefetin oluşturduğu “6’lı masa”yı devirmece tekerlemesine kendinden öncekiler gibi gene “LGBT” nakaratıyla katılıyor: “6'lı masanın en güçlüsü CHP. Malûm CHP... Diğer partiler "milliyetçi-muhafazakâr" biliniyor. Mütedeyyin insanların değerlerine halel getirmezler diye düşünülüyor. Ama daha şimdiden başörtüsü konusunu kaşıyan, aile yapımıza İstanbul Sözleşmesi üzerinden, LGBT'lilerin bayraklarını açarak milletimizin ar damarlarına basan tipler var…”

Milat yazarları da Devleti “acilen” göreve çağırıyor: “LGBT vb sapıklıklara karşı mücadele hem dini hem de milli bir görevdir”

Milat’ın ak sakallı dedesi Muhammed Özkılınç, Temmuz ayında, “LGBT sapkınlığına karşı BOYKOT” başlığı altında “ahlaksızlık”, “LGBT ahlaksızlığı”, “LGBT hamisi Yahudi malları” diye saydırıyordu, Ağustos ayında ise “LGBT vb. sapıklıklarla insanlığın kuyusunu kazmalarına izin vermeyelim. Bu konuda devlet, millet, STK’lar vs. hep beraber karşı duralım” buyuruyor. Ardından, “yetkililer”e çağrıda bulunuyor: “Ve siz sayın yetkililer! Devletler arası birtakım anlaşmalara binaen küresel çetelere rest çekemiyor ve bu tiyatroya karşı duramıyorsanız, bunu halkınıza açıkça anlatın. Emin olun halkınız, sizi anlayacak, çok daha dirayet ve cesaretle arkanıza duracak ve bu oyunu bozacaktır.”

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik dezenformasyon korosunun cinsiyetçi ve homofobik nefret nakaratçılarından Akit’in psikiyatr “köşe” yazarı Sefa Saygılı, karşımıza Milat köşelerinde çıkıyor. Ha Akit ha Milat, “Prof. Dr.” köşe yazarı Sefa Saygılı için fark etmezken, “LGBT propagandası yapmak!” başlığı altında hep aynı cinsiyetçi ve homofobik nakaratları tekrarlarken, Gülşen henüz tutuklanmadığı için “kınıyoruz” demekle yetiniyor: “LGBT bayrağı açarak skandala imza atmak”, “LGBT propagandası”, “rezalet”, “cinsel sapkınlık”, “gençlere kötü örnek”

Köşe fotoğrafından pek genç gösteren Lokman Yıldırım isimli Milat yazarı, yazıyor da yazıyor: “Bunların inanç, özgürlük ve demokrasiden anladığı şey; LGBT, fitne ve fesadın özgürlüğüdür. Oysa İslam çıplaklık ve her türlü ahlaksızlığı adam öldürmekle eşdeğer tutuyor. “Fitne katilden beterdir.” Bizler, Kur’an’ın uyarısını umursamayanları insan kılığından çıkmış kabul ediyoruz.”, “Zillet size, izzet bize… Bilim insanı bildiğimiz bir kimliğin bir LGBT’liye bir ateist ve solcuya bir liberal ve komüniste gösterdiği hoşgörü ve kurduğu empatiyi bir başörtülüden neden esirgiyor olabilir? Direkt ‘Ben başörtüsü düşmanıyım’ diyemediği için midir ki lafı eğip büküp ötekileştirici ifadeler kullanıyor? Oysa bizler farklılıklarla ve farklı inançlarla birlikte yaşanması gerektiğini emreden kutlu bir değerin insanlarıyız.”, “Yamyam fare… İçimize eğitilmiş, semirmiş, beyni yıkanmış, ar damarı çatlamış sanatçı, şarkıcı, komedyen, manken kılıklarla toplumumuz çökertilmek isteniyor. LGBT bir insan hakkıymış gibi meşrulaştırılarak kötülük örgütleniyor. Amaç, doğurganlığı yok ederek insanlığın nesline kibrit suyu dökmektir. Artık yamyam farelere dur denmelidir. Bunlarla mücadele hem dini hem de milli bir görevdir çünkü. En ufak bir tolerans dini ve milli değerlerimizi, ahlak ve edebi yamyam farelere yedirmek anlamına geliyor. Devletimizi acilen göreve çağırıyoruz.”

Akit’te de yazan, Milat’ın “nörolog akupunkturist” köşe yazarı Ali Akben, “Mal bulmuş mağribiciler iş başında” başlıklı yazısına, “Kendini ses ve sanatından çok, giydiği dekolte kıyafetler, LGBT reklamı ve en sonda imam-hatiplerle ilgili sarf ettiği talihsiz sözlerle tanıtmayı tercih eden sözde sanatçı” diye başlıyor, “Din düşmanları, LGBT sapkınları, devlet ve millet düşmanları, azgın azınlığın trolleri, FETÖ’cüler Tayyip düşmanları vesselam bildik tüm grupların oluşturduğu koalisyon ile bir kez daha karşı karşıyayız” diye saydırarak devam ediyor.

Daha önce de, muhalefet karalama bahanesiyle aklı sıra nefret “ironi”si yapan, Milat’ın, kendisini “Erzurum’lu” diye tanıtan köşe yazarı Selahattin Gezer, “Gülşene zakkum düşmüş…” başlığı altında “espri” seviyesini bu kez de “Gülşen” bahane sergiliyor: “Gülşen’e zakkum düşmüş… Yaşın olmuş 46. Çok yaşasan bile 10 sene sonra kaportan yamulacak… Yaşı ileri, ahlaksızlığı irice ve açmadık yer bırakmamış, LGBT hayranı ve de sözde sanatçı sapık olmuyor… LGBT paçavraları… Siz, lağım çukurlarına batmış, LGBT'li sapıkları bağrınıza basıyor, paçavralarına sahip çıkıyor… İleri yaşlarında, hastalığında, LGBT paçavrası sana ilaç olmayacak, bir iman Hatipli sana merhametli davranıp, dua edecek… Ah Gülşen Ah! Bilir misin kimler sapık? Allah'ın ayetle yasakladığı iğrençliği hoş görenler sapık, inadına ve Müslüman’a hakaret olsun diye orasını burasını açan sapık…”

Kendisini “stratejist” diye tanıtan Milat gazetesi yazarı Galip Vanlı, “Sapıklığı oradan geliyor” başlıklı köşe yazısında, “LGBT özendirmesi”, “Çıplak (zina)”, “zina (çıplak)” diye sayıp ardından içinden geçenleri kaleme dökmüş: “Aleviler, CHP’liler sapıktır denilebilir mi? Gülşen, "İmam hatipte okumuş, sapıklığı oradan geliyor..." yerine “Cemevi’nde okumuş, sapıklığı oradan geliyor..." “Alevidir, sapıklığı oradan geliyor..." “CHP teşkilatlarında eğitim gördü, sapıklığı oradan geliyor..." “ODTÜ’de okumuş, sapıklığı oradan geliyor..." “Atatürkçü Düşünce Derneği’nde eğitim gördü, sapıklığı oradan geliyor..." “Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışmıştı, sapıklığı oradan geliyor..." “Sözcü Gazetesi’nde çalışıyor, sapıklığı oradan geliyor..." demiş olsaydı. Ne olurdu? Örnekler böyle çoğaltılabilir.”

Aydınlık yazarları, “konu”yu “emperyalizm ve Batı kültürü”ne bağlamasın mı yani

Vatan Partisi İstanbul İl Disiplin Kurulu Başkanı da olan Aydınlık köşe yazarı, “emperyalist komployu deşifre edip aslında LGBTİ hareketinin özgürlükle ilgisi olmadığını” ortaya koyan Zerrin Öztürk, “Avrasya göklerinin Darya yıldızı!” başlığı altında, “Atılgan, bilgili, birikimli, fedakâr kardeşi” Darya Dugina Platonova’yı uğurluyor: “Terör, uyuşturucu, mafyokrasi, LGBT’ler, neoliberalizmin bunalımcılığı, kaçınılmaz olarak insanlık tarihinin çöplüğüne doğru sürükleniyor…”

“LBGTQİAÜCPHO…” diye saydırırken okurunu güldürüp eğlendiren ardından da komployla kardığı geleneksel nefret nakaratları eşiliğinde “Türkiye’nin, vatanın savunması ve birliği konusunda bölünmeye ve halk güçlerinin parçalanmasına tahammülü yoktur” buyuran Aydınlık köşe yazarı Latif Bolat, bir kez daha, devletinin kendisini okusun diye gönderdiği ABD’den bildiriyor: “Bugünkü konu LGBT ile ilgili ve bunun için yaklaşık yirmi sene öncesine gitmemiz gerekiyor. ABD’nin en liberal ve özgürlükçü bölgelerinden Kalifornia ve Washington eyaletleri işin içindeydi. Bunlara ek olarak, ABD’nin en tutucu eyaleti olan Utah da resmi tamamlayacaktı.”

Aydınlık yazarı Bolat, sazı elinde, “‘Cinsel kimlik düzenini sarsmak’ adına ‘kurulu düzeni’ sürdürmek!” başlığı altında, “LGBT sadece masum bir kimlik itirazı mıdır?” diye soruyor ve ardından, “son yıllarda özellikle de genç insanlarımızı, dünyanın her yerinde perişan eden cinsel tercih probleminin ilk elden bir tanığı olduğu” için, gene kendi cevaplıyor: “LGBT hareketinin sadece bir sosyal tercih eğilimi olmadığını, insanların hayat ile ilgili planlarını ve yaşam hedeflerini de etkilediğini… Bir kere herhangi bir aykırılığı “normalleştirmeye” başlarsanız, zaten kafası karışmış olan yaş gruplarında, “kim ve ne oldukları” konusunda şiddetli sarsılmalara yol açabilirsiniz… Batı kültürü, son derece saldırgan şekilde LGBT ideolojisini ve pratiğini dünya gençliği üzerine sürmektedir. Ve bunu ilericiliğin, devrimciliğin, eşitlikçiliğin, demokrasinin ve adaletin bir mecburiyeti olarak sunmaktadır…”

Yazısını bitirirken, bağlaması elinde, “konu”yu “emperyalizmi ve Batı kültürü”ne bağlamasın mı yani Aydınlık yazarı: “LGBT tarzındaki oluşumlar ve ideolojiler, tüm ülkelerdeki sınıf mücadelesini son derece olumsuz şekilde etkilemekte ve “kurulu sınıf düzeninin” şiddetle devamına sebep olmaktadır. Bundan dolayı da, ABD emperyalizmi ve Batı kültürü, “cinsel kimlik alanındaki kurulu düzeni sarsmak” adı altında “ekonomik-sosyal alandaki kurulu düzeni”, şimdilik kaydı ile, rahatlıkla devam ettirebilmektedir.”

Sabah yazarından cılkı çıkmış hep aynı homofobik nefret nakaratı

Sabah köşe yazarı Ersin Ramoğlu, “Mersin ve Adana’ya kayyum atanabilir” başlıklı “köşe” yazısından, CHP ve CHP’li belediyelere salla saydır tekrardan cılkı çıkmış hep aynı nakaratlarla devam (1, 2) ettiği anlaşılıyor: “FETÖ ve PKK, CHP'li belediyeleri arka bahçesi yaptı! Belediyeleri LGBT okuluna çevirdiler…”

Independent Türkçe’nin “Adalet eski Bakanı” yazarı, “siyaseten de olsa” LGBTİ+’lara sahip çıkmayın öğüdü veriyor

“Milli Görüş'ün Milli Nizam Partisi'nde ilk kez partileşmesinden beri Necmettin Erbakan'la birlikte yürüyen Müftüoğlu, yarım asrı geçen siyasi tecrübesiyle şimdilerde gençlere rehberlik yapıyor.”

Independent Türkçe, “Adalet eski Bakanı” yazarı İsmail Müftüoğlu’nu böyle tanıtıyor. Sonra, Müftüoğlu, “Kötü siyasetçilerden uzak durulmalı” başlıklı köşe yazısıyla “rehberlik” yapıyor: “Milletin manevi değerlerini hiçe sayarak, LGBT+ adıyla bilinen ve milletin tüm değerlerini alt-üst etmeye çalışanlara, siyaseten de olsa, sahip çıkılmamalıdır.”

Türkiye Gazetesi yazarının “LGBT”ye sistematik saydırmasına “bahane” lafın gelişi

Türkiye Gazetesi Yayın Koordinatörü de olan köşe yazarı Yücel Koç, “LGBT denen sapkınlar güruhu”, “CHP, HDP, İyi Parti ve Saadet'in LGBT sapkınlığa kucak açmaları tesadüf mü”, “Ortaya bir de illa LGBT diye bir şey koyuyorlar! İçinde terör var, anarşi var, sapkınlık var”, “LGBT denilen iğrenç sapkınlık”, “Örnek; LGBT… Adamlar (lafın gelişi) böyle bir sapkınlığı” nakaratlarıyla nasıl olsa LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık ve nefret suçu memlekette bedava olunca “LGBT”ye sistematik olarak saydırmaya devam eden isimlerden.

Türkiye Gazetesi yazarı Yücel Koç, Ağustos ayında, “TRT’de “Allah” demek yasaktı, Malazgirt Destanı söyletti!” başlığı altında bu kez de “Gülşen” bahanesiyle devam ediyor: “İstanbul Yenikapı’da organize edilen festivalde önce şarkıcı Gülşen Çolakoğlu, sapkınlığı rezilce meşrulaştırmaya çalışan LGBT’nin bayrağını açtı, tepki gösteren izleyicilere hakaret etti. Peşinden yine aynı festivalde bu defa Reyhan Karaca adlı şarkıcı sahneye LGBT bayrağı istedi, aynı rezilliği tekrar etti. Toplumu provoke etmek için bu kadarı yeterli olmasa gerek ki, Malazgirt Zaferi kutlamalarının hemen öncesinde, bu defa şarkıcı Gülşen’in dört ay önce bir başka konserde İmam Hatiplilere “sapık” diyerek hakaret ettiği video sosyal medya üzerinden servis edildi.”

Diriliş Postası yazarı “hakiki sanat”a ulaşacak ama “LGBT bayrağıyla donsuz şarkı söyleyip kucak dansı yapan kart kadın” mâni oluyor

Cemalettin Hacıosmanoğlu isimli Diriliş Postası yazarının köşe yazısının başlığı pek orijinal bir reaksiyon olmuş: “Sensin sapık

Sanki Dilipak’ın nefreti komployla harmanladığı köşelerinden kopyalanmış gibi ve de “Toplumsal Cinsiyet, KADEM, LGBT hakları…” diye sıralayıp güya “put” saydığı köşe yazılarından hatırlayacağımız Diriliş Postası yazarı, “tarzım gereği yine kişi değil zihniyet odaklı gideceğim” diyor: “LGBT bayrağı açıp donsuz şarkı söylemeyi çağdaşlık sanan bed sesli kadın… Evli barklı, çoluk çocuklu olmasına rağmen konserlerinde kucak dansı yapması… Kartlaştıkça daha çok soyunan kabiliyetsiz bir popçu…”

Gönlünden geçen dilekle “Bir gün, Müslüman sanatının, hakiki sanatın, gerçekten hâkim olması niyazıyla…” köşesini kapatana kadar Diriliş Postası köşe yazarının öfkesi dinmiyor: “Yıllar evvel “dindar’’ etiketli bir vakıfta, kendine “ateist ve devrimci’’ diyen bir öğretmenin çocukları taciz etmesini dahi, senelerdir “Müslümanlar işte böyle tecavüzcü’’ diye çarpıtarak anıyorlar. Halbuki, gerçekten dindar olan hiçbir insandan böyle sapıklıklara misal veremezler. Kimlik Müslümanı veya çeşitli cemaatlere sızan üç kağıtçıları dindar sanacak kadar bilgisiz ve embesiller. Ayrıca öyle vakalar bile "seküler" güruhtan çıkan sapıklıkların binde biri etmiyor.”

Yerel basından homofobik nefret köşeleri

Kendisini, “DİB’de çalışıyor. Müftü yard.” olarak tanıtan Recep Şahan, Giresun Gündem’deki köşe yazısında, “Sapkınlık Özgürlük Müdür?” diye hem soruyor, cevap olarak da “topyekûn bir dur deme” çağrısı yapıyor: “Lut kavminin helak edilme sebebini bilmeyeniniz yoktur. “Cinsi sapkınlık”. Bugünkü manada homoseksüellik. Erkek-kadın birlikteliği dışındaki her türlü cinsi yakınlık bu konuya girer. Bu manada; lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel ve interseks kavramlarının tamamı bu sapkınlığın yan kollarıdır… Son zamanlarda köpürtülen ve meşrulaştırılmaya çalışılan ve kendilerine ait flama ve birçok dernekleri bulunan sapkınların da yaptıkları tam olarak Lut Kavminin yaptıklarıdır. Hatta daha da ileri düzeyde olanıdır. Bugün “Özgürlük” kılıfıyla pazarlanan ve her platformda meşruymuş gibi savunulan bu cinsel sapkınlıkları bir müslüman asla savunamaz. Bırakın müslümanı aklî melekelerini kaybetmemiş, ehl-i vicdan sahibi hiç kimse savunamaz. Olay özgürlük falan değildir. Toplumu ve toplumun temel taşı aileyi ,nesli tehdit eden bu tür davranışlar ve oluşumlar asla tasvip edilemez. Asla hoş gürü ile bakılamaz… Artık bu kadar ifsat yeter deyip buna bir dur demek lazım. Bu “topyekûn bir dur deme” olmalıdır. Yarın geç olmadan hemen şimdi.”

Kayseri Gündem yazarı Ensar Şahin, “İnsanlığın Yozlaşması: LGBT+” başlıklı köşe yazısında, “Merak ettim, araştırdım ve konu geniş olduğu için iki bölüm halinde yazmaya karar verdim” diyor ve başlıyor okurlarını ve haklı bilgilendirmeye: “LGBT den sonra yeni harfler ve artı (+) işareti konmasının sebebi, aklınıza gelebilecek her türlü ahlaksızlığı ve cinsel sapıklığı içine alıyor. Yani anlayacağınız, “azgınlığın ve sapkınlığın sınırı yok, yenileri eklenebilir.” demektir.”

“Sapıklar gurubu”, “meydanlarda “hak(!)” aramaya başladılar”, “LGBT'li sapkınların sözde onur haftası” gibi kopyala yapıştır nefret nakaratlarıyla devam eden Ensar Şahin, Kayseri Gündem’deki “LGBT+ Cinsiyet mi, Cinsel Yönelim mi?” başlıklı köşe yazısı için Yeni Şafak’tan kopyala yapıştır yapıyor: “İnanlar o kadar yozlaşmış ve azmışlar ki, internette videoda birisi kendini queer, trans-maskülen kişi olarak tanımlıyor. Birisi gender-nonconforming kadın olarak tanımlıyor. Birisi kendini transgender nonbinary olarak tanımlıyor. Başka birisi kendisini kuir cinsiyet ya da net olarak alışkan cinsiyet olarak tanımlıyor. (bunlar nasıl bir cinsiyetse, ben de bilmiyorum)”

Kayseri Gündem köşe yazarı Ensar Şahin’in, Giresun Gündem köşe yazarı “DİB çalışanı”ndan ne eksiği var: “Kur’an’da ve hadislerde yer alan ifadelerden hareketle İslâm âlimleri, livâtanın/ homoseksüelliğin, dünyevî cezayı da gerektiren haram bir fiil olduğu konusunda görüş birliğine varmışlardır.”

“Sloganlarındaki resimlerine bakar mısınız? İnsanın tüyleri ürperiyor, insandan çok hayvana benziyorlar. Dövmeler, pisingler, boyalı saçlar, küpeler, takılar...” kültür şokuyla nefretin harmanlayan Kayseri Gündem yazarı, sadete geliyor: “Bunların vatana, millete, ülkeye topluma ne faydaları var? Aksine bol bol virüs/hastalık yayıyorlar… LGBT+ bir hastalık ise, devletimiz bunları tedavi ettirmelidir. Hastalık değil de cinsel bir yönelim/ sapıklık ise, devletimiz tüm kurumlarıyla bunlarla mücadele etmelidir. MAAZALLAH, yarın kızınız lezbiyen, oğlunuz gey, torununuz travesti, komşunuz biseksüel, akrabanız interseksüel, arkadaşınız queer… olmadan, bu cinsel sapıklardan daha fazla çalışmalısınız.”

Necmettin Çuhadaroğlu, gazeteci imiş, Kayseri Sun Haber’de de köşe yazarı, “Akıl Sağlığı” başlıklı köşe yazısına bodoslama dalmış: “Bir sapıklık aldı başını gidiyor. Önce LGBT’liler başladı…” Gerisi gelir, köşe dolar nasıl olsa, Çuhadaroğlu da öyle yapıyor: “Sapıklıktan çok daha Lut kavmine benzeyen insanlar türedi. Türetildi. Özellikle özgürlük adına yapıldı bunlar. Anneler erkek çocuklarının saclarını uzattı önce. Sonra top saç modeli çıktı ortaya. Kız gibi oğlansın dediler. Erkek çocuğu oğlan oldu. Erkek gibi yetiştirilen kızlarda lezbiyen oldu gitti. Tabi buna birde evlerimize giren cep telefonları da eklenince bu iş artıda arttı. Lezbiyen ya da LGBT gruplarında mesajlaşmalar derken gençler kendilerine yeni kimlik arayışına gitti…”

“Kadın fıtratı ve siyonizmin eşitlik oyunu” başlığı altında, daha önce, cinsiyet eşitliğini göğsünü gere gere eleştirememekten yakınan Malatya NetHaber köşe yazarı Zeki Taşkıran’ın, “Gürkan, Malatya'da LGBT Bayrağı Çektirdi Ya Helal Olsun..!” başlıklı köşe yazısında ise Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı’nı eleştirmeye bahane konu “LGBT” olunca ayrımcı nefret dili pek hoyrat: “Gezi Kalkışmasını gayri meşru ve kalkışma olarak halkın beynine kazıdılar ve başarılı oldular. İyikide oldular. Çünkü gezi kalkışması aşşağılık ve hain bir girişimdi. Ama asıl mevzumuz bu değil, asıl mevzumuz, orada LGBT’li sapkın görüş ve kuruluşları öne çıkararak bunların ülkemizde yerinin olmadığını milletin beynine kazırken, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı olan Gürkan’ın Temmuz ayında düzenlediği Hande Yener konserinde LGBT Bayrağı açtırarak bu milletin inanç, ahlaki ve insani değerleri ile alay etmesidir.”

İki sene önce, “sapıklık aldı başını gidiyor” diye yazdığını hatırlatan Konya Hakimiyet gazetesinden Mehmet Kanmaz, “Cinsel Sapkınlığa Kim Dur Diyecek” başlığı altında yakınmaya devam ediyor: “Cinsel sapıklıkları, sapkınlıkları konu alan paylaşımların altına hemen LGBT savunucuları üşüşüyor. Sapıklıkları ve sapkınlıkları savunan ve karşı çıkanları yobaz, gerici, anlayışsız vb. ifadelerle suçlayan insanları görünce insanlığın akıbeti ile ilgili umutlarım azalıyor. Geçen günlerde bir spor markasının cinsiyetsiz toplum modelini savunan ve LGBT’yi ön plana çıkaran bir reklamına tepki maksadıyla bir paylaşım yaptım. Öyle yorumlar yapıldı ki… Bu kadar sapık ve sapık savunucusu bu toplumda ne zaman türedi inanmakta zorlandım. Yorumların hepsi bir tarafa da bizim saflarda olduğuna inandığım bir derneğin üyesi olarak kendini tanıtan kapalı olduğunu ifade eden bir bayanın yaptığı yorumlar karşısında nevrim döndü… Dostlar; Avrupa’yı ve Amerika’yı anladık onlar bakan veya Mv.leri, bürokratlar aynı cins evleniyor ama zaten onlar cehennemde yerlerini hazırlıyorda..! Bize ne oluyor..! Cinsel sapıklıklar ve sapkınlıklar çok normalleşmeye başladı...! Kendini sanatçı diye lanse edip sahnelere lgpt paçavrası ile çıkan hayasızlara ne dersiniz..!”

“Eşcinsel ilişkileri yasal hale getiren bu sözleşmenin adı neden İSTANBUL?” diye daha önce kimsenin akıl edip düşünemediği sorular soran ve “sapkın eşcinsel grupların sırtını dayadığı sözleşme” diye devam eden Demokrat Kocaeli yazarı Murat Yılmaz, “Gülşen” başlıklı köşe yazısında, “Yazdığım cümlelere dikkat etmek zorundayım.” diyor ve ekliyor: “Bir kere, “teşhircilik” yapıyor… Bir erkek pantolonunu indirdiği vakit teşhircilik oluyor da, bir kadın göğüslerini açtığında özgürlük mü oluyor? Hele hele bu topraklarda yaşama özgürlüğüne sahip olmayan LGBT’nin paçavrasını nasıl açarsın? İğrenç bir sapkınlığın propagandasını nasıl yaparsın? Bu topraklarda büyümüş, çocukluk yıllarında memleketinde fındık toplamış, Anadolu’nun hamuruyla yoğrulmuş bir anneye cinsiyetsizlik propagandası yakışır mı?” Neyse ki Murat Bey kısa yazıyor; “Gülşen” başlıklı köşe yazısı bitti.

“Sapık kelimesinin TDK’daki karşılığı”na bakan Bursa Genç Gazete köşe yazarı İlyas Taşçı’nın eli de dili de TDK’nın verdiği tarifle rahatlıyor: “Demek ki bugün “Sapık” sıfatını birilerine yakıştıracak olsak, bu kişiler İmam-Hatip ruhu taşıyanlar için değil, LGBT gibi sapkınlıkları alkışlatan, bayraklarını açan, cinsel sapıklıklarını onaylatmaya çalışan, teşhircilik yapan, hatta bedenini sattığına şahit olmasak bile bedeninin görüntüsünü satanlara kullanmak daha yerinde bir yakıştırma olacaktır.”

“Modern “helak” niyetine korona!”, “Zina ve homoseksüellik artacak, Türkiye Batılılara benzeyecek” ve “İstatistiklere göre Batı da homoseksüellik, %46 dır” gibi “köşe” yazılarını hatırlayacağımız, İstanbul’un yerel basınından, İstiklal köşe yazarı, eski milletvekili Dr. Seyfi Şahin, “Felakete hazırlık” başlıklı yazısına, “Dün yolda giderken yanımızdan geçen kız çocuğu, Sadece mayo giymiş, şişman ve bütün göğüsleri de meydanda idi. Ne edep, ne haya ve ne de ahlak vardı” sözleriyle başlıyor. Nasıl olsa, tamam eski milletvekilisin ama aynı zamanda tıp doktorusun be adam diyen çıkmaz diyerek kendinden geçip hızını alamıyor: “Ayrıca toplumda haramların açıktan yapılması, yanı fıskın artması, Buna toplumun duyarsız kalması, Zina ve livatanın (LGBT) artması, Allah’ın gazabını da davet etmektedir. Bu felaketler neler olabilir? Tabii ki, deprem, yangın, sel felaketleri, iç kargaşa, Savaşlar, kan, kıtal ve toplumun çözülmesi fitne fücurun artması felakettir. Biz kafamızı kuma gömsek de, felaket göstere göstere gelmektedir. Yunanistan’daki ABD üsleri, Suriye’deki YPG silahlanması, İçerde, iktidar ve muhalefetin LBGT savunmaları, Nefret söylemleri felaketin habercileridir. Nasıl kurtulacağız? Gelecek makalemde inşallah…”

“LGBT”ye “sapkın” demek, Trabzon yerel basınından Karadeniz’den Günebakış yazarı Ali Öztürk’e de serbest elbette hâliyle İstanbul Sözleşmesi feshedilince o da “LGBT” ile devam ediyor, kendi soruyor kendi söylüyor: “LGBT, size göre ahlaksızlık mıdır? LGBT, ahlaksızlıktır.”

Karadeniz’den Günebakış köşe yazarı Öztürk, Gülşen’in tutuklanmasıyla ilgili hukuk karşısında “yorum yapamıyormuş” ama “LGBT” konusunda “yorum” yapmak için aynı “hukuk”un güvencesiyle coştukça coşuyor: “LGBT sevicileri önümüzdeki süreçte HDP kadar ve belki daha fazla baş ağrıtacak… HDP’liler, LGBT savunucuları kadar hain olamaz. HDP, Türkiye’ye siyasi ihanetin adıdır. LGBT ise insanlığa ihanettir. Üçüncü bir cins üretmek ve ana okullarından başlayarak bunu eğitime sokmak bu milletin köküne kibrit suyu akıtmaktır. HDP, yalnızca Türkiye’ye ihanet etti ve ediyor. LGBT ise insanlığa ve insanlığın geleceğine ihanet eden bir keyfiyettir…”

Akit’in homofobik nefret köşeleri

Nefret söylemi üretme, yayma ve teşvik yayın organı Yeni Akit’in köşe yazarı, aynı zamanda Yazı İşleri Müdürü Ali Karahasanoğlu, muhalefet karalama bahaneli homofobik nefret siyasetiyle gene 6’lı masa muhafazakârlarına hep aynı nakaratla ayar veriyor: “Erdoğan’a savaş açtığınız yolda birlikte hareket ettiğiniz CHP’nin eşcinsellerle ilgili söylemleri ortada iken..”, “Kapanan mescitler.. Hakaret edilen hocalar.. Açılan LGBTİ kulüpleri..”, “O Gülşen’e, fethi için hadis-i şerif bulunan İstanbul’un merkezinde, Yenikapı’da eşcinsel bayrağını sallandırtan Ekrem İmamoğlu…”

Milat’ın “nörolog akupunkturist” köşe yazarı Ali Akben, kendi komplosuna kapılıp “LGBT sapkınları… Tayyip düşmanalrı…” diye Milat’ta saydırırken vardığı “Seçim sathi mailine erken de olsa girmiş oluyoruz” satırını, bu kez Akit yazarı olarak köşe yazısına başlık yapıyor: “Seçim sath-ı mailine girdik”. Akit ile Milat’ın “ruh sağlığı uzmanı” köşe yazarı, kopyala yapıştır harmanla Milat’tan Akit’e taşı devam ederken, hükümet medyasından olmanın rahatlığıyla Gülşen hakkında istediğini saçıyor: “Yaşadığı dış ülkede itibar görmeyen bu sanatçı bozuntusu belli mahfiller tarafından ülkemizde pazarlandı ve görevi icabı dekolte kıyafetler, LGBT reklamı ve en sonda imam-hatiplerle ilgili sarf ettiği talihsiz kelimelerle  aldığı vazifeyi eksiksiz yerine getirdi.” Ali Akbelen, Milat’ta saydırdığı “Din düşmanları, LGBT sapkınları…” nefret nakaratlarını ise olduğu gibi alıp bir kez de Akit’teki köşesinde tekrar ediyor.

Akit köşe yazarı Mehmet Duvarbaşı’nın, meğer, “Halil Konakçı adlı hoca”sı, “laikçi yobazların linçine” maruz kalmış: ““Eşcinsellik sapkınlıktır” dese, LGBT ve destekçileri zıpzıp zıplıyor.”

Akit köşe yazarı Ali Osman Aydın, “CHP- LGBT Koalisyonuyla “O Biçim” Topluma Doğru!” başlıklı köşe yazısını,  Gülşen ve reyhan Karaca’nın konserlerinde açtığı “LGBT bayrağı” ile dalgalandırmış: “LGBT’nin toplum içinde ve medya mecralarında görünürlüğü giderek artıyor… Fakat LGBT’nin toplumsal tabanını büyütmesinde, örgütlenmesinde, finans kaynaklarına erişiminde, söz konusu bireylerin “eğitilmesinde” en büyükhâmi CHP… Belediyelerinin finans ve insan kaynaklarını bu oluşum için seferber eden CHP’nin kamusal himayesi LGBT’nin güçlenmesinde ana etken…”, “Kadının tutuklanması onun LGBT ile ilgili aylardır yaptığı onca kirli propagandayı, kucak danslarını, neredeyse çıplak yaptığı şovlarını temize çekti resmen…”

Çalışma hayatında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığının yasaklanması için CHP’nin 2015 yılında TBMM’ne sunduğu kanun teklifini köşesine taşıyan Akit yazarı, söz konusu ayrımcılık karşıtı kanun teklifinden anladığı: “CHP gay generallerin komuta ettiği ponçik bir ordu hayal ediyordu… TSK’nın kimyasını bozacak bir kanser hücresine benzeyen bu tehlikeli kanun teklifi…”

Anlaşılan, kaosGL.org taraması yapan Akit yazarı, CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun gene 2015’te TBMM Başkanlığına sunduğu LGBT’leri de kapsayan Sosyal Uyum ve Sosyal İçerme Kanun Teklifi’yle devam ediyor: “Hep olageldiği gibi “Toplumsal kimliğin tüm çeşitliliği içinde tanınması” denerek meselenin özellikle LGBT ile ilgili boyutu örtük bir biçimde vurgulanıyordu.”

Akit yazarı Ali Osman Aydın, “CHP’li belediyelerin LGBT ile ilgili hizmetleri” diyerekten siyasetin eski defterlerini karıştırmaya devam ederken yaklaşan seçimler öncesi olsa gerek sadete geliyor: “CHP hep olduğu gibi küresel kültür endüstrisinin taşeronluğunda başrolü oynuyor. Onur yürüyüşlerine kurumsal destek veren en büyük siyasi yapı CHP. Bu parti, İsviçre çakısı kadar yapay transseksüellerden ve seks oyuncağı halinde gezen bireylerden oluşan, ailenin tarih olduğu, kirli bir toplum inşa etmeye çalışıyor. Daha fazla tatmin arayışıyla bir cinsel kimlikten diğerine geçen, hazzı saplantı haline getirmiş, akışkan ve cinsel yönden belirsiz kimlikleri çoğaltmak istiyor.”

“Zalimlerin yanında, mazlumların karşısında olan bir yapının adı: MUHALEFET” başlıklı köşe yazısıyla aldı sözü Akit yazarı Yaşar Değirmenci: “Bir LGBT’liye, bir ateiste, bir teröriste gösterdiği hoşgörü ve kurduğu empatiyi bir dindara göstermeyenlerden ne beklenir? Yalan, iftira ve sahtekârlık…”

Akit yazarı Murat Alan, “Ne oldu TÜSİAD dilini mi yuttun?” başlıklı köşe yazısında, “Ey TÜSİAD…” çekiyor: “Eşcinsel ahlaksızlığın legalleştirildiği ve aile yapısını dinamitleyici maddelerin yer aldığı İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin çekilmesine itiraz eden siz değil miydiniz?”

Haftanın gündemi, konusu her gün ama her gün “köşe” dolduran Akit yazarlarından Abdurrahman Dilipak için fark etmiyor. Nefret nakaratlarını komployla harmanlarken, hep aynı cinsiyetçi ve homofobik söylemle tekrar ettiği yazılarıyla kadın ve LGBTİ+ düşmanlığına devam ediyor.

“Yüzmeye bakın bakalım, mayolar tesettüre uygun mu? Ama tabii, İslami olmak ya da sporcuların Müslüman olma şartı yok. Hatta LGBT’li de olabilir. Kadın-erkek kime ne? Bir de cinsiyet ayırımı gözetmeden karma takım düzenlesek, nasıl olsa, ne olursan ol gel. Gay, lezbiyen, ateist, agnostik olsan da gel! Yeni semazenler artık erkek-kadın fark etmiyor. Gösteride de semazenlerin etekleri gök kuşağı renginde olsa, ama ne tanıtımı olur, hem Konya, hem Türkiye’nin, hem de çağdaş Müslümanlığın!?.”

“Sahi muhalefet İstanbul Sözleşmesi’ni geri getireceğiz diye ter ter tepiniyor da, madem toplumsal cinsiyete evet diyorsunuz, kadın-erkek karma futbol takımı ne zaman kurulacak. Bakalım ilk önce LGBT Futbol Takımı’nı kim açıklayacak. Koç, Eczacıbaşı, Sabancı LGBT’ye pozitif ayırımcılık tanıyacaklarını açıklamışlardır, haydi görelim sizi, sponsoru olduğunuz futbol takımında başlatın bunu.”

“Bu dava, parti tabanında, yazımda sözünü ettiğim, “AK Parti içindeki AKP’liler”in bir intikamı olarak görünüyor. Tabii, “İstanbul sözleşmesi, Lanzarotte, CEDAW” lobisi ve “paralel bir lobi” olan LGBT lobisinin intikamı olarak da görülüyor. Bu tartışma parti içindeki “Hasbi”lerle “Hesabi”leri, “yola çıkılanlar”la, “yolda karışanlar”ı karşı karşıya getirdi. Düşünsenize, birtakım holdingler, İK’larında LGBT’ye pozitif ayırımcılık uygulayacaklarını açıklıyorlar. “Biyolojik cinsiyetten, din ahlak ve gelenekten bağımsız BİREY’ler”den, “TransHumanizm”den söz ediyorlar. Kimlik kartlarına GENDER yazılmış. İstanbul sözleşmesine karşı toplumda bir infial var. Aileler dağılmaya başlamış.”

LGBT… fuhşiyat propagandası… Bakın hep beraber savunduğunuz İstanbul sözleşmesi ve Lanzarotte ve bu sözleşmelere dayalı olarak çıkardığınız yasalar ve yönetmelikler, genelgeler hepsi bu ahlaksızlığı meşrulaştırmanın ötesinde bu konuda pozitif ayırımcılık ön görüyor. Bu rezillikler bu nokta durduk yerde gelmedi. Zaten süreç 1980’lerde CEDAW ile başladı. Bir yandan “din, ahlak, namus”, öte yandan, bu tür yasalar olmuyor. Kimliklerdeki GENDER neyin nesi!. Biyolojik cinsiyeti kim yasa ile kaldırdı ve yerine Toplumsal Cinsiyet tercihini esas alan GENDER yazdı. Bir gece bir millet cinsiyet değiştirmiş oldu.”

Not: Bu dizide, köşe yazılarından yapılan alıntıların yazım hatalarına dokunulmuyor; olduğu gibi alınıyor.


Etiketler: insan hakları, medya, nefret suçları
nefret